Sivil Havacılık eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, SHGM’nin dijital dönüşüm sürecini mercek altına aldı. KDM üzerinden yürütülen eğitim ve sertifikasyon sisteminin kamu hizmeti mi yoksa ticarileşen bir yapı mı olduğu sorusunu gündeme taşıyan Erdağı, sektörde şeffaflık, erişilebilirlik ve kamu yararı tartışmalarını yeniden alevlendiriyor.
İşte Erdağı'nın yazısı:
“Gökyüzü Değil, Sistem Satılıyor”
Türkiye’de sivil havacılığın kalbi olması gereken Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, yıllardır “düzenleyici ve denetleyici otorite” kimliğiyle tanımlanıyor. Nitekim kendi kurumsal tanımında da açıkça bu rol vurgulanıyor: sektörün düzenlenmesi, denetlenmesi ve sertifikasyon süreçlerinin yürütülmesi.
Ancak bugün gelinen noktada soru artık şudur:
SHGM gerçekten bir otorite mi, yoksa giderek bir “pazar aktörü”ne mi dönüşüyor?
KDM: Dijitalleşme mi, Ticarileşme mi?
SHGM’nin kendi sitesinde “Kurumsal Dönüşüm Modeli (KDM)” başlığı altında sunulan yapı, dijitalleşmenin hızlandığını iddia ediyor. Kulağa hoş geliyor.
Ama mesele dijitalleşmenin kendisi değil.
Mesele şu:
Bu dijital sistem üzerinden ne yapıldığı.
KDM-ORG gibi platformlar üzerinden yürütülen eğitim, sınav ve sertifikasyon süreçleri; artık sadece bir kamu hizmeti olmaktan çıkıp ücretli, sistematik bir gelir modeline dönüşmüş durumda.
Bu noktada devletin rolü bulanıklaşıyor.
Kamu Otoritesi mi, Sertifika Satıcısı mı?
SHGM’nin görev tanımı çok net:
Düzenlemek
Denetlemek
Standart koymak
Ancak mevcut uygulamada:
Eğitim sistemini kuran
Sınavı yapan
Sertifikayı veren
Ve bunun ücretini tahsil eden
tek bir yapı var.
Bu, klasik kamu yönetimi ilkeleri açısından ciddi bir çelişkidir.
Çünkü:
Denetleyen ile kazanan aynı yapı olamaz
Kural koyan ile ticaret yapan aynı kurum olmamalıdır
Aksi halde ortaya çıkan şey şudur:
“Regülasyon kisvesi altında kurumsallaşmış bir gelir modeli”
Sosyal Medyada Parlatılan Sistem, Sahada Tartışmalı Gerçeklik
SHGM’nin resmi sosyal medya hesaplarında sistem genellikle başarı hikâyeleri ve bilgilendirme içerikleriyle sunuluyor.
Ancak dikkat çekici bir durum var:
Bu paylaşımlarda;
Eğitim ücretleri
Sistem maliyetleri
Sertifika süreçlerinin ekonomik yükü
gibi kritik konular neredeyse hiç yer almıyor.
Bu da bize şunu gösteriyor:
Algı yönetimi var, şeffaflık yok.
Eğitim: Kamu Hizmeti mi, Gelir Kapısı mı?
Havacılık gibi yüksek riskli bir sektörde eğitim elbette ciddi, standartlı ve disiplinli olmalıdır.
Ama şu soru kaçınılmaz:
Eğitim bir kamu güvenliği meselesi mi, yoksa gelir kalemi mi?
Bugün KDM-ORG üzerinden yürütülen süreçlerde:
Eğitime erişim maliyetli
Sertifika yenilemeleri ücretli
Süreçler tekrar tekrar gelir üretir hale getirilmiş
Bu durum özellikle gençler ve sektöre yeni girmek isteyenler için ciddi bir bariyer oluşturuyor.
Sonuç?
Liyakat değil, ödeme gücü belirleyici hale geliyor.
Asıl Tehlike: Sistem Kendini Besliyor
En kritik nokta ise şu:
SHGM artık sadece sistemi yönetmiyor,
sistemin ekonomik çıktısından da besleniyor.
Bu ne demek?
Daha fazla eğitim → daha fazla gelir
Daha fazla sertifika → daha fazla gelir
Daha fazla zorunluluk → daha fazla gelir
Yani sistem kendi kendini büyütmeye teşvik ediliyor.
Bu da şu riski doğurur:
İhtiyaçtan değil, gelirden beslenen regülasyon.
Bakanlığa Anlatılan “Başarı Hikâyesi” Gerçek mi?
İşin en çarpıcı boyutu ise burada başlıyor.
SHGM, bu sistemi yalnızca uygulamakla kalmıyor;
aynı zamanda sık sık Sayın Abdulkadir Uraloğlu’na yazılı ve sözlü açıklamalar yaptırarak,
bu tartışmalı yapıyı bir “başarı hikâyesi” olarak pazarlıyor.
Bakanlık düzeyinde yapılan son açıklamalarda da;
Dijitalleşme vurgusu
Eğitim altyapısının güçlendirilmesi
Sertifikasyon süreçlerinin modernizasyonu
gibi başlıklar öne çıkarılıyor.
Ancak bu açıklamalarda eksik olan çok kritik bir şey var:
Bu sistemin sektöre maliyeti
Gençler üzerindeki ekonomik baskı
Kamu otoritesinin ticari rolü
Sayın Bakan’ın kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerinde, KDM ve benzeri projeler verimlilik ve modernleşme örneği olarak sunulurken;
sahanın gerçeği ise bambaşka bir tablo çiziyor.
Algı ile Gerçek Arasındaki Derin Uçurum
SHGM tarafından Sayın Bakana sunulan raporlarla kamuoyuna yapılan açıklamalar arasında ciddi bir paralellik var.
Ama bu paralellik, gerçeğin yansıması mı?
Yoksa iyi kurgulanmış bir anlatının sonucu mu?
Çünkü:
Sistemin ekonomik yükü konuşulmuyor
Eğitimlerin erişilebilirliği tartışılmıyor
Sertifikasyonun ticarileşmesi sorgulanmıyor
Bunun yerine tek bir söylem öne çıkarılıyor:
“Başardık, geliştiriyoruz, büyütüyoruz.”
Oysa sorulması gereken soru şu:
Neyi büyütüyoruz? Havacılığı mı, yoksa sistemi mi?
Sonuç: Gökyüzü Güvenliği mi, Bürokratik Ekosistem mi?
SHGM’nin misyonu açık:
“Uçuş emniyetini sağlamak”
Ancak bugün sahadaki gerçeklik başka bir soruyu dayatıyor:
Bu yapı gerçekten emniyet için mi çalışıyor,
yoksa emniyet kavramı üzerinden kurulan bir ekonomik düzen mi işletiliyor?
KDM ve KDM-ORG sistemi;
eğer şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu yararı ilkeleriyle yeniden ele alınmazsa,
şu kaçınılmazdır:
Sivil havacılıkta risk sadece gökyüzünde değil, sistemin kendisinde büyür.
Son söz
Devletin görevi vatandaşına hizmet etmektir.
Vatandaş üzerinden sistem kurmak değil.
Bugün SHGM’nin önünde tarihi bir yol ayrımı var:
Ya gerçekten bir otorite olacak
Ya da “sertifika üreten bir bürokratik mekanizma” olarak anılacak
Ve unutulmamalıdır:
Gökyüzünde hata affedilmez.
Ama yerde kurulan hatalı sistemler, bir gün mutlaka gökyüzüne yansır.
Yorumlar