Bu soru ilk duyulduğunda insanın içi hafif bir ürperiyor. Kokpitte kimse yok, uçağı bir algoritma uçuruyor… Film gibi. Ama işin gerçeği şu: Uçaklar zaten uzun süredir “tek başına” uçuyor sayılır.
Uçakta internet uzun süredir konuşulan bir konu ama pratikte çoğu zaman beklentiyi karşılamayan bir hizmetti. Yavaş bağlantılar, kopmalar, sınırlı erişim… Yolcu için de havayolu için de yarım kalan bir vaatti. Son dönemde Starlink ile birlikte bu başlık yeniden gündeme geldi ve bu kez mesele sadece “internet var mı” sorusunun ötesine geçti.
Uçakta yenen yemeğin tadı, çoğu zaman Michelin yıldızlı bir restorandakinden daha iyi gelir insana. Evet, daha iyi. Çünkü o anda mesele teknik değildir. Tabak, sunum, pişirme derecesi değildir.
Uçakta film seçmek, zamanla ilgili bir meseledir. Evde “sonra kapatırım” dediğin her şey, havada ciddileşir. Çünkü uçakta başlatılan bir film, yalnızca bir hikâye değil, saatlerle yapılmış bir anlaşmadır.
Geçtiğimiz hafta gökyüzü biraz huzursuzdu. Birçok uçuşta türbülans yaşandı, sosyal medyada videolar dolaştı, herkesin anlatacak bir sarsıntısı oldu. Ben de türbülansdan çok korkan biri olarak, bu hafta kendimi yine o koltukta, kemer sıkılı, içimden “geçecek mi?” diye sorarken buldum.
Bu soruyu yola çıkmadan hemen önce, çoğu zaman kendi kendime soruyorum. Cevabı da hemen vermiyorum çünkü ikisini de seviyorum; ama farklı şeyler istedikleri zaman cevap değişiyor.
Havalimanına girer girmez zamanın başka türlü aktığını hissediyorum. Saatime bakıyorum, daha on dakika geçmiş ama sanki yarım saat olmuş gibi. Üstelik evde, kafede ya da bir toplantıda aynı on dakika böyle hissettirmiyor. Demek ki mesele sadece süre değil.
Uçuş deneyimi denince hep aynı şeyler konuşuluyor. Dakiklik, bagaj süresi, koltuk aralığı, ikram… Hepsi önemli, itirazım yok. Ama bir yolcu olarak beni gerçekten etkileyen şeylerin çoğu ne raporlarda var ne de istatistiklerde.
Uçuşum rötar yaptı. Bunu söylemek bile artık çok sıradan. Kimsenin kaşını kaldırdığı yok. Asıl mesele rötar yapması değil, rötarın ne olduğu, ne kadar süreceği ve benim bundan ne zaman haberdar olduğum.
Korkumu hafifletmeye çalışırken fark ettiğim en önemli şey şu oldu: Ben uçaktan değil, bilmediğim şeylerden korkuyormuşum. Çünkü uçakta her şey görünmez.
AirportHaber yıllardır yakından takip ettiğim bir mecraydı ve bundan sonra havacılık üzerine yazacağım kısa yazılarımla ben de bu özel mecranın bir parçası olmak istiyorum. Ama bu yolculuğa başlamadan önce, anlatmam gereken çok daha kişisel bir hikâye var.