Bu soruyu yola çıkmadan hemen önce, çoğu zaman kendi kendime soruyorum. Cevabı da hemen vermiyorum çünkü ikisini de seviyorum; ama farklı şeyler istedikleri zaman cevap değişiyor.
Havalimanına girer girmez zamanın başka türlü aktığını hissediyorum. Saatime bakıyorum, daha on dakika geçmiş ama sanki yarım saat olmuş gibi. Üstelik evde, kafede ya da bir toplantıda aynı on dakika böyle hissettirmiyor. Demek ki mesele sadece süre değil.
Uçuş deneyimi denince hep aynı şeyler konuşuluyor. Dakiklik, bagaj süresi, koltuk aralığı, ikram… Hepsi önemli, itirazım yok. Ama bir yolcu olarak beni gerçekten etkileyen şeylerin çoğu ne raporlarda var ne de istatistiklerde.
Uçuşum rötar yaptı. Bunu söylemek bile artık çok sıradan. Kimsenin kaşını kaldırdığı yok. Asıl mesele rötar yapması değil, rötarın ne olduğu, ne kadar süreceği ve benim bundan ne zaman haberdar olduğum.
Korkumu hafifletmeye çalışırken fark ettiğim en önemli şey şu oldu: Ben uçaktan değil, bilmediğim şeylerden korkuyormuşum. Çünkü uçakta her şey görünmez.
AirportHaber yıllardır yakından takip ettiğim bir mecraydı ve bundan sonra havacılık üzerine yazacağım kısa yazılarımla ben de bu özel mecranın bir parçası olmak istiyorum. Ama bu yolculuğa başlamadan önce, anlatmam gereken çok daha kişisel bir hikâye var.