
İstanbul'un son 50 yıllık kış geçmişine bakıldığında 1987 (Tarihi kar esareti), 2004 (Fırtına ve ulaşım felci), 2017 (Yerel kar kalınlığı) ve 2022 kışları, yoğun kar yağışı, şiddetli fırtına ve ulaşımın aksaması bakımından öne çıkıyor. Özellikle Mart 1987 ve Ocak 2004 (Modern şehir ulaşımındaki kriz), şehrin yakın tarihindeki en zorlu kış olayları yaşayanların hala hafızalarında.
İstanbul Teknik Üniversitesi araştırmacılarının 2023 tarihli çalışması, İstanbul'un tarihi aşırı kış olaylarını inceleyerek gelecekteki riskleri de değerlendirdi. Çalışmada, 21. yüzyılda görülen aşırı kış olaylarının anlaşılmasında deniz yüzeyi sıcaklığı anomalilerinin önemli bir etken olduğu belirtildi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün resmi İstanbul istatistiklerinde 9 Mart 1987 için 41 cm kar kalınlığı kaydı yer alıyor. Basında geçen 1 metreyi aşan değerler ise çoğunlukla belirli bölgelerdeki birikimleri veya farklı ölçüm noktalarını ifade ediyor. Bu nedenle bütün İstanbul için tek bir kar kalınlığı değeri vermek yanıltıcı olabilir.
İstanbul'un yakın tarihindeki en sert kış olaylarını karşılaştırırken 1987 ve 2004 ilk sıralarda. Kar birikimi açısından 2017, şehir çapındaki ulaşım sorunları açısından ise 2022 ayrıca öne çıkmakta.
Meteorolojik açıdan yaşanan zorlukların yanısıra, göçebe kültürünün hala devam ediyor olması ve zor ekonomik koşulların beraberinde getirdiği çarpık yerleşme, elbet sık sık kendini gösterecekti.
Fransa’nın Paris kentinde sık sık yaşanan taşkınlardan dolayı Sen nehri kıyısındaki evlerde, otomobil garajları bile ancak ikinci kattan itibaren yapılmakta (Giriş katı birinci yani ilk kattır). Genelde ikinci ve üçüncü katlarlar garaj olarak kullanılmakta. Nehirden uzak yerlerde ise bodrum katları garaj olarak kullanılmakta. Onların şehircilik anlayışları böyle. Paris Belediyesi (Mairie de Paris), 14 Temmuz 1789'daki Fransız Devrimi'nin hemen ardından, 15 Temmuz 1789'da kuruldu. Hala öğrenerek ve uygulayarak devam eden bir geleneği var. Bizim Belediyecilik anlayışımız ise başka gelenek ve nedenlere dayanıyor. İstanbul’da 1855’de başlayan belediyecilik, emsallerine göre geç yapılanmış görünmekte. Gelişmesi ise particilik nedeniyle kaplumbağa hızında diyebiliriz. Yapılanlara bakıldığında başkalarını imrendirecek şeyler yapıyoruz ama illa siyasetin yapılanları kendine yorma çabası, tüm bu yenilik ve ilerlemeyi mehter yürüyüşüne benzetiyor.
Türkiye’de modern şehircilik planlamasının gelişimi
Osmanlı dönemi: 19. Yüzyıl: Modern şehircilik anlayışının ilk örnekleri Osmanlı İmparatorluğu döneminde görülmeye başladı. Özellikle 19. yüzyılda İstanbul’da yangınlardan sonra sokakların ve yapıların yeniden düzenlenmesine yönelik çalışmalar yapıldı.Batı Avrupa'daki şehircilik uygulamaları örnek alınmaya başlandı.Şehirlerin ulaşım, yol ve yapı düzenlemelerine yönelik yasal düzenlemeler geliştirildi.Bu nedenle modern şehircilik anlayışının Türkiye'deki kökleri Osmanlı dönemine uzanır; ancak kapsamlı ve sistematik şehir planlaması Cumhuriyet döneminde gelişti.
1923: Ankara'nın başkent ilan edilmesiyle planlı kentleşme öncelikli konulardan biri hâline geldi.
1924: Ankara Şehremaneti Kanunu ile Ankara'nın yönetimi ve imarı için özel bir idari yapı oluşturuldu.
1927: Ankara için kapsamlı bir şehir planı hazırlamak üzere uluslararası bir yarışma süreci başlatıldı.
1928: Ankara İmar Müdürlüğü kuruldu.
1929: Alman şehir plancısı Hermann Jansen tarafından hazırlanan Ankara İmar Planı kabul edildi.Şehircilik mevzuatının gelişmesi, yalnızca Ankara'yla sınırlı kalmayarak ülke çapında da yaygınlaşmaya başladı.
1930: 1580 sayılı Belediye Kanunu kabul edildi.
1932: Jansen Planı'nın Ankara'da uygulanmasına başlandı.
1933: Belediye Yapı ve Yollar Kanunu ile belediyelerin imar planlamasındaki sorumlulukları güçlendirildi.
1935: Şehirlerin imar planlarının hazırlanmasına yönelik kurumsal çalışmalar genişletildi.Ankara, Türkiye'de modern şehircilik planlamasının en önemli ve en erken dönem örneğidir. Başkent olarak yeniden tasarlanırken ulaşım yolları, konut alanları, kamu binaları, yeşil alanlar ve idari merkezler birlikte ele alındı.Jansen Planı, Ankara'nın tarihi merkezi Ulus ile yeni gelişen Yenişehir arasındaki işlevsel ayrımı da şekillendirdi. Planın uygulanmasına 1932'de başlandı ve etkisi 1930'lu yıllar boyunca sürdü.
1923–1930: Cumhuriyet döneminde planlı şehircilik anlayışının başlangıcı ve kurumsallaşması
1930–1940: Şehir planlamasının yasal ve kurumsal olarak yaygınlaşması
Türkiye'de modern şehircilik planlamasının kökleri 19. yüzyıl Osmanlı dönemine dayanır. Cumhuriyet döneminde ise özellikle 1923'ten itibaren gelişir ve 1927–1932 yılları arasında Ankara'nın planlanmasıyla somutlaşır.
İstanbul için fazla söze gerek yoktur.Türkçe’mizde “Bakınız şekil 2” diye bir tabir vardır, bu da burada İstanbul için geçerlidir. Dünyanın en eski şehrinden biri olan İstanbul, belki 3. kez şehir üzerine şehir olarak kurulmuş bir kenttir.
İstanbul'da modern şehircilik planlamasının en önemli başlangıç noktalarından biri, 1936–1939 yılları arasındaki Henri Prost Planı'dır. Plan, 1939'da onaylanmış ve sonraki yıllarda İstanbul'un yol, meydan, park ve yerleşim düzenlemelerini önemli ölçüde etkilemiştir.1939 yılında İstanbul'un nüfusu yaklaşık 961.900 kişiydi.Bu da yaklaşık 240.000 aile demektir.İstanbul’da şu an konut stoğu 6 milyon civarındadır. Bunun ancak %4’ü satılıktır. Bunların çoğunluğunu ise Esenyurt ve Beylikdüzü oluşturmaktadır.TÜİK verilerine göre İstanbul’un güncel nüfusu 15.754.053 kişidir.Aralıktan buyana eklentiler ile birlikte yaklaşık 16 milyon bir nüfustan bahsedilmektedir.Birleşmiş Milletler'in nüfus tahminlerine göre 2026 yılında dünyadaki 195 ülkenin yaklaşık 150'sinin nüfusu 16 milyondan azdır.
Pilanile Pilav arasında kalmış bir ülke için, yine de iyi durumdayız.“Plan değil, pilav isteriz!” sözü, Türkiye’de geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı ve vatandaşın günlük ihtiyaçları üzerinden yorumlanabilecek mizahi ama toplumsal mesajı güçlü bir ifadedir.Bu ifade, soyut hedeflerle somut ihtiyaçlar arasındaki farkı vurgular.İnsanlar yalnızca gelecek planlarını, büyük projeleri ve ekonomik hedefleri duymak değil; bugün de rahat yaşayabilmek, mutfağını doldurabilmek ve temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek istiyor.İnsanların alım gücü ve günlük yaşam masrafları önemlidir. Açıklanan politikaların günlük hayatta karşılık bulması beklenir. Uzun vadeli hedeflerin yanında bugünün ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır.Bu açıdan bu slogan, belirli bir siyasi görüşe bağlı kalmadan, yönetimlerden hesap verebilirlik ve yaşam koşullarında iyileşme talebini dile getirir.Bir toplumun beklentisi yalnızca büyük projeler ve güzel vaatler değildir.İnsanlar emeğinin karşılığını almak, geçimini sağlamak ve sofrasına gönül rahatlığıyla oturmak ister.Çünkü refah, yalnızca rakamlarda değil, insanların günlük hayatında hissedilir.Plan geleceği anlatır, pilav bugünü. İnsanlar ise ikisi arasında seçim yapmak zorunda kalmadan yaşamak ister. Şehirler büyüyor, hayat pahalanıyor, insanlar geçinmeye çalışıyor!
Şehir hayatı yalnızca binalardan, yollardan ve iş yerlerinden oluşmaz. Aynı zamanda insanların çalışma, tüketme, barınma ve hayatta kalma mücadelesi üzerinden şekillenen büyük bir ekonomik sistemdir.
Şehirde insan, çoğu zaman kendi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sürekli para kazanmak ve harcamak zorundadır.Şehirde yaşamak, insanı birçok ekonomik ilişkiye bağımlı hâle getirir.
Kira, konut fiyatları ve aidatlar, Yakıt, toplu taşıma ve zaman maliyeti, Market, pazar ve restoran harcamaları, Gelir elde etmek için harcanan zaman ve emek ve Giyim, teknoloji, eğlence ve sosyal yaşam giderleri, şehir ekonomisinin önemli bir bölümünü oluşturur. Şehir büyüdükçe ticaret, hizmetler ve istihdam olanakları artabilir; ancak konut, ulaşım ve diğer temel ihtiyaçların maliyeti de yükselebilir.Şehir hayatında birçok ihtiyaç, piyasadan satın alınan hizmetlere dönüşür.
Şehir ekonomisi yalnızca para hareketlerinden ibaret değildir. Aynı zamanda zamanın, emeğin ve insan ilişkilerinin nasıl şekillendiğini de belirler.Şehir, insana iş, eğitim, sağlık, kültür ve ticaret olanakları sunar. Ancak bu olanaklara erişmek de gelir gerektirebilir.Daha iyi bir iş bulmak için şehirde yaşamak gerekir.Şehirde yaşamanın maliyeti, kazanılan gelirin önemli bir bölümünü tüketebilir.Daha fazla kazanmak için daha fazla çalışmak gerekebilir.Daha fazla çalışmak, insanın kendisine ve ailesine ayırdığı zamanı azaltabilir.
Yerleşik bir düzenden gelmediğimiz için (Biz Türk’ler göçebe olarak adlandırılırız) çelişkilerimiz ve çarpıklıklarımız çoktur. Bunun gözle görülür tarafı ortaya koyduğumuz yerleşim unsurları ile açıkça görülür. Her ülkenin bir yerleşim şekli vardır. Avrupa kentleri, Uzakdoğu kentleri, Ortadoğu Kentleri hep kendine özgü yapılaşma sergiler. Sokak adları bile özellik barındırır. Bizim özelliğimiz ise çarpık yapılanma, plansız şehirleşmedir. Ancak kat sınırlaması, bazı bazı da yapısal görüntü uygulaması gerçekleştirmişizdir. Şehirlerimizde eski ile yeni yapılaşma şekli ve düzeni, çoğu şehrimizde belirgindir. Çok az yerde geleneği koruyup görüntüyü devam ettirmişizdir. Bunu tüm şehre yayamadığımız için çok az ilde mahalle kapsamında bunu becerebilmişizdir.
İşin ekonomik yönü ise bu tür şehirleşmemizde en etken unsurdur.
Yorumlar