19 Ekim 2026, Pazartesi
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Serdar BAŞAĞAOĞLU [email protected]

Bi TARAF

Bir tarafta milyarlarca dolarlık uçak siparişleri.

Bir tarafta da Cumhuriyet'in kurucusuna duyulan vefa.

Sendikayı susturmak yerine çalışanı dinlemek

HTKSEN ile başlayalım yeni haftaya….

Hava Trafik Kontrolörleri ve Diğer Ulaştırma Çalışanları Sendikası.

Adını son dönemde yalnızca çalışan haklarıyla değil, hukuki bir süreçle de duyduk.

Sendikanın açıklamasına göre, 16 Temmuz 2024'te başlayan ve kapatılma talebini de içeren bir süreç yaşandı.

İstifaya zorlandığı öne sürülen üyeler...

İdari girişim iddiaları...

Adli makamlara yapılan başvurular...

Sonunda Cumhuriyet Başsavcılığından kovuşturmaya yer olmadığı kararı geldi.

Burada hukuki bir ayrıntıyı doğru anlamak gerekiyor.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararı, dosya kapsamında kamu davası açılması için yeterli gerekçe bulunmadığı anlamına gelir.

Ama ortada önemli bir gerçek var.

Sendikacılığın muhatabı mahkeme koridorlarından önce müzakere masası olmalı.

Bir sendikayı beğenmeyebilirsiniz.

Yönetimini eleştirebilirsiniz.

Söylemlerine katılmayabilirsiniz.

Hatta başka bir sendikanın daha başarılı olduğunu düşünebilirsiniz.

Bunların hepsi demokratik hayatın doğal parçaları.

Ancak sendikal rekabetin ölçüsü, çalışanlara sağlanan kazanımlar olmalı.

Kim daha fazla hak elde etmiş?

Kim çalışanının sesini daha güçlü duyurmuş?

Kim masaya daha somut çözüm koymuş?

Asıl yarış burada yapılmalı.

HTKSEN'in çalışan hakları konusunda ortaya koyduğu kararlı duruşu değerli buluyorum.

Güçlü bir sendikal iradenin varlığı, havacılık sektörünün tamamı açısından önemlidir.

Bu iradeye gölge düşürebilecek girişim iddialarını duymak ise üzücü.

Elbette sendikanın açıklamasında adı geçen kişi ve kurumların görüşleri de belki birileri için önemlidir.

Fakat benim durduğum yer belli.

Çalışanın örgütlü sesinden korkulmamalı. O ses dinlenmeli.

Çünkü hava trafik kontrolörü yalnızca bir ekranın karşısında oturan insan değildir.

Yüzlerce insanın hayatını, saniyelerle ölçülen kararlarla yöneten profesyoneldir.

O insanın huzuru da güvenliği de önemlidir.

Gökyüzünde emniyet istiyorsak yerde adalet duygusunu güçlendirmek zorundayız.

1.800 uçak alacağız... Peki insanımıza ne vereceğiz?

Gelelim Airbus'ın Küresel Pazar Tahmini raporuna.

Rakamlar gerçekten etkileyici.

Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu bölgesinde önümüzdeki 20 yılda 8 bin 190 yeni yolcu uçağına ihtiyaç duyulacağı öngörülüyor.

Bunun 1.800'ü Türkiye için.

Dile kolay.

Bin sekiz yüz uçak!

Airbus'ın tahminine göre Türkiye'nin yıllık kişi başına uçuş sayısı da üç katına çıkarak 3,1'e ulaşacak.

Yani daha fazla uçak.

Daha fazla yolcu.

Daha fazla sefer.

Daha büyük terminaller.

Daha yoğun gökyüzü.

Güzel.

Hem de çok güzel.

Türkiye'nin havacılıkta büyümesini kim istemez?

İstanbul'un dünyanın en önemli aktarma merkezlerinden biri olmasını kim küçümseyebilir?

Ülkemizin coğrafi avantajını ekonomik güce dönüştürmesine kim karşı çıkabilir?

Ben değilim.

Yıllardır Türk havacılığının başarılarını yazıyorum.

Ama başarıyı yalnızca uçak sayısıyla ölçmenin eksik olduğunu da söylüyorum.

Çünkü bir uçağı satın almakla o uçağı güvenli ve kaliteli şekilde işletmek aynı şey değil.

Birinde finansman gerekir.

Diğerinde insan.

Pilot gerekir.

Kabin memuru gerekir.

Teknisyen gerekir.

Yer hizmetleri çalışanı gerekir.

Hava trafik kontrolörü gerekir.

Operasyon personeli gerekir.

Ve hepsinden önemlisi, yaptığı işin karşılığını aldığını hisseden insan gerekir.

İşte burada bayrak taşıyıcımız Türk Hava Yolları'na da bir parantez açmak istiyorum.

THY'nin büyümesinden gurur duyuyorum.

Uluslararası alandaki başarısını önemsiyorum.

Ancak aynı gururu çalışanların yaşam koşullarındaki iyileşmelerde de görmek istiyorum.

Filo büyürken çalışan memnuniyeti yerinde saymamalı. Hatta geriye de itilmemeli!

Yeni uçaklar için gösterilen planlama hassasiyeti, çalışanların ekonomik ve sosyal beklentilerine de gösterilmeli.

Ücret politikaları...

Çalışma koşulları...

Kariyer olanakları...

İş ve özel yaşam dengesi...

Kurumsal iletişim...

Bunlar şirketin büyümesinden ayrı düşünülemez.

Elbette çalışanlar lehine atılan adımlar vardır, olacaktır.

Benim beklentim daha fazlası.

Daha kapsayıcı.

Daha görünür.

Daha güçlü bir yaklaşım.

Bir şirketin dünya markası olması büyük başarıdır.

Ama çalışanının da kendisini o markanın değerli bir parçası olarak hissetmesi, başarının başka bir boyutudur.

Unutmayalım.

Uçakların gövdesini fabrikalar üretir.

Bir havayolunun itibarını ise çalışanları taşır.

Bin sekiz yüz yeni uçak konuşuyoruz.

Peki o uçakların kapısını açacak, motoruna bakacak, kokpitinde görev yapacak, yolcusunu karşılayacak insanlarımızın geleceğini ne kadar konuşuyoruz?

Bence biraz da bunu konuşalım.

Çünkü havacılığın geleceği yalnızca yeni nesil motorlarda değil.

İnsana verilen değerde saklı.

Pegasus'un 10 Kasım hassasiyeti

Şimdi gelelim beni gerçekten heyecanlandıran bir başka konuya.

Pegasus.

10 Kasım yaklaşıyor.

Ve Pegasus'un, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anmak için yine hazırlık içerisinde olması beni mutlu ediyor.

Henüz yapılacak çalışmaların bütün ayrıntılarını bilmiyoruz.

Ama böyle bir hazırlığın varlığı bile benim için anlamlı, heyecanlıyım.

Çünkü 10 Kasım sıradan bir tarih değil.

Bir milletin kurucusuna duyduğu saygının, minnetin ve özlemin ifadesi.

Atatürk'ü anmak yalnızca saat 09.05'te saygı duruşunda bulunmak değildir.

O’nun açtığı yolda yürümektir.

Bilimi önemsemektir.

Çağdaşlığı savunmaktır.

Üretmektir.

Çalışmaktır.

Ve Cumhuriyet'in değerlerini gelecek kuşaklara taşımaktır.

Havacılık sektörünün bu konuda ayrı bir sorumluluğu olduğuna inanıyorum.

Çünkü Atatürk, havacılığın bir ülkenin geleceğindeki yerini çok erken görmüş bir liderdi.

Bugün Türk havacılığının ulaştığı noktaya bakarken bu vizyonu unutmamak gerekir.

Ben kendisini bir Atatürk genci olarak tanımlayanlardanım.

Yaşım kaç olursa olsun.

Bu değişmez.

Çünkü Atatürk gençliği yalnızca nüfus cüzdanındaki yaşla ilgili değildir.

Bir düşünce biçimidir.

Bir duruştur.

Bir gelecek inancıdır.

Pegasus'un bu yöndeki hassasiyetini bu nedenle kıymetli buluyorum.

Ve bir Atatürk genci olarak Pegasus'umuzla gurur duyuyorum.

Elbette şirketlerin anma çalışmalarını değerlendirirken yalnızca görselliğe değil, verilen mesajın içeriğine ve samimiyetine de bakmak gerekir.

Çünkü Atatürk'e saygı, bir günlük etkinliğin çok ötesindedir.

10 Kasım'da Atatürk'ü anmak değerlidir. O’nun gösterdiği çağdaşlık hedefi için yılın 365 günü çalışmak ise çok daha değerlidir.

Mesele aslında çok basit

HTKSEN çalışanların haklarını savunuyor.

Airbus, Türkiye için 1.800 yeni uçaklık bir gelecek öngörüyor.

Pegasus, 10 Kasım için hazırlanıyor.

Üç ayrı haber.

Ama üçünden çıkarılacak ortak bir ders var.

Havacılık yalnızca uçak değildir.

Havacılık insan demektir.

Çalışanına değer vermek demektir.

Hakkı savunmak demektir.

Geleceğe yatırım yapmak demektir.

Geçmişine ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerine sahip çıkmak demektir.

Uçağımız çok olabilir.

Havalimanımız büyük olabilir.

Yolcu sayımız rekor kırabilir.

Bunlarla gurur duyalım.

Ama bir şeyi unutmayalım.

Gökyüzünde büyümek başka, büyürken insanı da yüceltmek başka.

İkisini de bir arada görmek en değerlisidir.

Çünkü asıl başarı, yalnızca kaç uçağımızın olduğuyla değil, o uçakları uçuran insanların kendilerini ne kadar değerli hissettikleriyle de ölçülür.

Ve asıl mesele...

Daha büyük uçaklara sahip olmak değil.

Daha büyük bir anlayışa sahip olmak.

Serdar Başağaoğlu

[email protected]

Bi TARAF

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000