02 Kasım 2026, Pazartesi
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Serdar BAŞAĞAOĞLU [email protected]

Uçmak başka, güven vermek başka!

Havacılık...

Dışarıdan bakınca ışıl ışıl.

Üniformalar, yıldızlar, apoletler...

Dünyanın dört bir yanına uzanan uçuşlar.

Bir de işin görünmeyen tarafı var.

Kapalı kapılar.

Cevapsız sorular.

Ve bazen insanın aklına takılan o meşhur cümle:

Bu işte bir iş var!

***

Komşuya uç, Özbekistan'a uçama!

Pegasus'tan başlayalım.

Uzun zamandır kafama takılan bir meseleydi.

Hatta açık konuşayım, rahatsız oluyordum.

Düşünsenize...

Bir hava yolu şirketi, Özbekistan'ın çevresindeki ülkelere uçabiliyor.

Ama Özbekistan'a istediği seferleri başlatamıyor.

Uçak var.

Pilot var.

Yolcu potansiyeli var.

Uçma isteği var.

Ama izin yok!

İnsan ister istemez soruyor:

Neden?

Coğrafya aynı coğrafya.

Uçak aynı uçak.

Havacılık kuralları da belli.

Peki mesele ne?

Sonradan konuyla ilgili bazı bilgiler edindim.

Açıkçası meselenin göründüğünden daha karmaşık olduğunu düşündüren bilgilerdi bunlar.

Ancak şimdilik tek bir cümle ile özetleyeyim…

“Birbirine çalım atarak bu işler yürümez”

Neyse...

Gelelim güzel habere.

Pegasus Özbekistan’a en sonunda seferlere başlayacak…

Güzel.

Hem de çok güzel.

Türk havacılığının önündeki bir engelin daha aşılması sevindirici.

Ancak insanın aklında yine bir soru kalıyor.

Bugün mümkün olan, dün neden mümkün değildi?

Bu sorunun cevabı da bir gün bütün açıklığıyla ortaya konulursa, yalnızca Pegasus değil, sektörün tamamı kazanır.

Çünkü havacılıkta şeffaflık, yalnızca şirketlerin değil, ülkelerin de itibar meselesidir.

***

Üniformanın ağırlığı, apoletin sorumluluğu

Gelelim haftanın can sıkıcı meselesine.

ULS Cargo'da görev yapan bir kaptan pilot hakkında Çin'den gelen haberler...

İddialar son derece ciddi.

Reşit olmayan bir kişiyle cinsel ilişki ve fuhuşla bağlantılı suçlamalar nedeniyle bir adli süreç yürütüldüğü, pilotun tutuklandığı…

ULS Cargo da açıklama yaptı.

İddiaların ciddiyetine dikkat çekti.

İlgili pilotla iş ilişkisini sona erdirdiğini duyurdu.

Üstelik önemli bir ayrıntının altını çizdi.

Bu karar, iddiaların doğruluğuna veya kişinin hukuki sorumluluğuna ilişkin bir hüküm değil.

Doğru yaklaşım.

Çünkü hukukta iddia başka şeydir, mahkûmiyet başka.

Masumiyet karinesi, herkes için geçerlidir.

Biz de kimseyi mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edemeyiz.

Ama...

Bir de mesleki sorumluluk meselesi var.

İşte orada konuşmamız gereken çok şey bulunuyor.

Yatı, tatil değildir!

Havacılıkta bir kavram vardır.

Yatı.

Bir şehirden başka bir şehre uçarsınız.

Otelinize geçersiniz.

Dinlenirsiniz.

Sonra yeniden görevinizin başına dönersiniz.

Bu kadar basit.

Ama görünen o ki bazen bu basit gerçeği hatırlatmak gerekiyor.

Şirket size otel odasını neden tahsis eder?

Dinlenin diye.

Uçuşa hazır olun diye.

Ertesi gün yüzlerce insanın hayatını veya milyonlarca dolarlık kargoyu ilgilendiren görevinizi sağlıklı biçimde yerine getirin diye.

Elbette personelin görev dışındaki özel yaşamı vardır.

Olmalıdır da.

Kimsenin özel hayatına müdahale etmek gibi bir hakkımız yok.

Ancak özel hayat özgürlüğü ile hukuka ve mesleki sorumluluğa uygun davranma yükümlülüğü birbirinin alternatifi değildir.

Mesai bitmiş olabilir. Sorumluluk bitmez.

Hele ki dünyanın farklı ülkelerinde görev yapan, kurumunu ve mesleğini temsil eden insanlar için...

Bir anlık yanlış kararın bedeli yalnızca kişisel olmayabilir.

Ailenizi etkiler.

Çalıştığınız kurumu etkiler.

Meslektaşlarınızı etkiler.

Ve en kötüsü...

Hiçbir ilgisi olmayan insanların da güvenini sarsabilir.

Bir kişinin yaptığını bütün mesleğe yüklemeyin!

Şimdi meselenin bir de aileler tarafına bakalım.

Bir pilot düşünün.

Günlerce evinden uzakta.

Başka ülkede.

Başka saat diliminde.

Eşi evde.

Çocukları evde.

Annesi, babası belki başka bir şehirde.

Hepsi onun sağ salim dönmesini bekliyor.

Havacılık çalışanlarının aileleri bu mesleğin zorluklarını zaten fazlasıyla yaşıyor.

Bayramda ayrı kalıyorlar.

Doğum günlerinde ayrı kalıyorlar.

Bazen en önemli aile günlerinde bile yan yana olamıyorlar.

Bir de bu tür haberler çıktığında ne oluyor?

Gereksiz şüpheler ortaya çıkabiliyor.

“Nereye gidiyorsun?”

“Kimlerle kalıyorsun?”

“Orada ne yapıyorsun?”

İşte bu çok tehlikeli.

Çünkü güven, bir ilişkinin de bir mesleğin de temelidir.

Ancak burada özellikle bir ayrım yapmak zorundayız.

Bir kişinin hakkındaki iddialar, binlerce havacılık çalışanının karakterini temsil etmez.

Bu sektörde görevini büyük özveriyle yapan, ailesine bağlı, mesleğine saygılı binlerce insan var.

Onların emeğini, alın terini ve itibarını kimsenin gölgelemesine izin vermemek gerekir.

Asıl soru şu: Kurumlar neyi biliyor?

Çin'deki olayın ardından benim aklıma başka sorular da takıldı.

Söz konusu pilotun daha önce Türkiye'de farklı hava yolu şirketlerinde görev yaptığını biliyorum.

Peki bu şirketlerden ayrılış süreçleri nasıl gerçekleşti?

Tamamen olağan mesleki nedenlerle mi?

Kendi tercihiyle mi?

Yoksa açıklığa kavuşturulması gereken başka hususlar var mı?

Ama sorabiliriz.

Havacılıkta personel geçmişi ve mesleki referanslar ne kadar sağlıklı değerlendiriliyor?

Şirketler arasında gerekli ve hukuka uygun bilgi paylaşımı yapılıyor mu?

Ciddi bir etik ihlal iddiası ortaya çıktığında hangi prosedürler işletiliyor?

Çalışanların kişisel verileri ve hakları korunurken, uçuş emniyeti ve kurumsal güven nasıl sağlanıyor?

Bunlar önemli sorular.

Üstelik yalnızca bu olayla ilgili değil.

Bütün sektörle ilgili.

Şeffaflık dediğimiz şey, kişilerin özel hayatlarını ortaya dökmek değildir.

Şeffaflık, kurumların sorumluluklarını yerine getirip getirmediğinin anlaşılabilmesidir.

Bir çalışanın önceki işinden ayrılması tek başına şüphe nedeni olamaz.

Ama ciddi bir ihlal varsa bunun üzerinin örtülmemesi de gerekir.

Havacılıkta ne dedikoduya yer olmalı ne de gerçek bir riskin görmezden gelinmesine.

Rusya'da otelden çıkmayanı da gördüm...

Yıllardır bu sektörün içindeyim.

Kimleri gördüm, kimleri...

Rusya'ya uçup otelinden dışarı çıkmaya çekinen pilot da tanıdım.

Yabancı bir ülkede yanlış anlaşılmaktan, başına bir iş gelmesinden endişe eden ekip üyeleri de...

Bir de bazı destinasyonlara gitmek için ekip planlamasında özellikle görev isteyenleri gördüm.

Elbette bir şehre gitmeyi istemek başlı başına yanlış değildir.

İnsan gezmek ister.

Yeni yerler görmek ister.

Sevdiği bir şehre yeniden gitmek ister.

Bunda garip bir şey yok.

Ama insanın tercihleri, görev sorumluluğunun önüne geçmeye başladığında orada durup düşünmek gerekir.

Çünkü bu meslek, yalnızca uçağı havalandırmak değildir.

O uçağın kapısından girdiğiniz andan itibaren taşıdığınız güveni de korumaktır.

Meslek örgütlerine, şirketlere ve çalışanlara burada önemli görevler düşüyor.

Etik standartlar kâğıt üzerinde kalmamalı.

Ciddi iddialar usulüne uygun araştırılmalı.

Gerekli durumlarda yetkili mercilere bildirim yapılmalı.

Haksız suçlamalara karşı da çalışanların hakları korunmalı.

Çünkü adalet, yalnızca suçlu bulunanı cezalandırmak değildir.

Suçsuz olanın itibarını da korumaktır!

Kasım geldi...

Yeni bir haftadayız.

Yeni bir aydayız.

Kasım...

Bizim için hüzünlü bir ay.

Her 10 Kasım'da aynı eksikliği hissediyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk'ün yokluğunu...

Ama O’nun bize bıraktığı en büyük miraslardan birini de yeniden hatırlıyoruz.

Akıl.

Bilim.

Vicdan.

Ve sorumluluk.

Aslında havacılığın da temelinde bunlar var.

Pegasus'un Özbekistan'a açılan yeni kapısını konuşurken de...

Çin'deki ciddi iddiaları değerlendirirken de...

Aynı ilkelere ihtiyacımız var.

Şeffaflığa.

Hukuka.

Meslek ahlakına.

Ve en önemlisi, güvene.

Çünkü uçakları havada tutan teknoloji olabilir.

Ama bir sektörü ayakta tutan yalnızca teknoloji değildir.

İnsanların birbirine duyduğu güvendir.

Uçmak için kanat gerekir.

O kanatları taşıyabilmek içinse karakter.

Kalın sağlıcakla.

Serdar Başağaoğlu

[email protected]

Uçmak başka, güven vermek başka!

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000