KARDEŞİM, R. RAUF GERZ’İN ARDINDAN.
Yedi koca gün geçti Rauf Kardeşimizi kaybetmemizin üzerinden. Rauf’u anmak için bu hafta köşemi onun İki yazısına ayırdım. Ne demişti o güzel insan bir yazısında “ İnsan Nerede duracağını bilmeli ”
Rauf’un geçirdiği kazanın videosu çıktı ortaya. Bakınca kazada kardeşimin bir hatasının olmadığı açık seçik görülüyor. Biz bunu yaşadıktan, Rauf’umuzu kaybettikten sonra yaşadıktan sonra ne ifade eder diyeceksiniz. Haklısınız. Motoru için arkasından, yüzüne karşı kendi kendime söylenmeyi bırakacağım. Benim arkadaşım yaptığı her işi iyi yapardı demeyi sürdüreceğim o kadar. Evet, benim dostum, arkadaşım yaptığı her işi iyi yapardı. Motoru da iyi değil, çok iyi kullanırdı. Kader.
Her ne kadar kendinizi direk ilgilendiren iş konuları dışındaki yazılara fazla meraklı olduğunuzu bilmeme rağmen, kardeşimizin bu yazılarını okuyan herkesin tanısın veya tanımasın bu iyi ve güzel insan için dua edeceğini düşündüm. Buna eminim. Kendisini rahmetle anıyorum. Nur içinde yatsın benim güzel dostum.
R. RAUF GERZ’DEN: TRAFİĞE 300 BİN KURBAN
Son 27 yılda yaklaşık 300 bin kişiyi trafik kazalarında kaybetmişiz. İnönü stadyumunun 10 defa dolu olanını düşünün. İşte o kadar insan. Neredeyse her evden, her mahalleden bir veya birkaç kurban var. Üstelik kızacak, nefret edecek, düşman olacak kimse de yok.
Gerçek algılandığı gibidir. Sevilen, sevimli Bartınlı Barış hayatını kaybedince dikkatler yeniden trafik kazalarına çevrildi. Gönül Yazar televizyonda “ o trafik ışığı 100 Bin liraymış. Toplayıp verirdik bilseydik diyor.
Karayolları yetkilisi ise “Avrupa tarzı bir kavşak olarak düzenlendi ve yeni haliyle yaşanan ilk ölümlü kaza bu” diyor.
Trafiğin gerçekten yeniden ve düzgün bir biçimde ele alınması gerek. Çağdaş ve bilgili komisyonların toplanıp ülkemiz şartlarına göre her şeyi baştan yazması gerekir. Öncelikle cezalar artırılmalı ve kesinlikle net bir biçimde uygulanmalı.
Önceki akşam Vatan Caddesi’nde sarıdan kırmızıya dönen ışığa hızla yaklaşan bir ticari taksi öyle sert bir frenle durdu ki ABS ’siz araç bir süre yanlama olarak kaydıktan sonra tam yaya geçidinde durdu. Oysa önü bomboş.
İşin kerameti Vatan Caddesi trafik ışıklarında bulunan otomatik sensorlu fotoğraf çeken sistem. Kırmızı da mı geçtiniz, cezanız bir ay sonra kırmızı da geçtiğinizi net bir biçimde gösteren plakalı fotoğrafınızla evinize postalanıyor. Buyurun itiraz edin istediğiniz yere.
Düseldorf’da kiraladığımız minibüsle gecenin ikisinde bir sokak içerisinde U dönüş yapmış bir iki ay sonra bir yazı ve kredi kartından bu kadarlık bedel kesilmiş birisi olarak size söyleyebilirim ki en iyi yöntem cezai olanıdır. 180 Euro ödedikten sonra bir daha hiçbir Allah’ın kulu bana Almanya’da saat kaç olursa olsun kavşak harici bir yerden dönüş yaptıramaz.
Emniyet şeridinde bekleyen, radar kurup uygulama yapan, kırmızıda geçen adama laf anlatmaya çalışan polise de yazık. Devir teknoloji devri. MOBESE ’nin tam rantabl kullanılamamasına karşın nasıl işe yaradığı ortada. Tüm ülkedeki trafik sistemi de böyle elektronik hale dönüşmeli. Zaten bunu muhtelif ve değişken bölgelere kurduğunuzda ve cezai şartlarını ağırlaştırıp bunu istisnasız olarak uygulayabildiğinizde emin olun istatistiklerden bile kazaların hangi oranda azaldığını görebilirsiniz.
Bugün ASELSAN gibi firmalar askeri elektronik ve haberleşme cihazları üretirken kısa vadede bu kadar elektronik ekipmana ihtiyaç olduğu ortadayken bunun için yurt dışına bağımlı olmak yerine kendi sistemimizi de kurabiliriz. Milyarlarca dolar tutabilecek böyle bir trafik entegrasyon ağını birkaç yüz milyon dolara yapmak mümkün. Belediyelerin başlatacağı uygulamanın birçok şehre sirayet edip kısa sürede ülke geneline yayılacağına eminim. İçimden, bu önemli misyonun gerçek sahibi Karayolları Genel Müdürlüğü’ne de bir miktar görev pay etmek hayali geçerdi ama Türkiye’de en son kurum gibi kurum olacağı için klavyemi boşa harcamak istemiyorum.
Ünlülerin ölümü tüm kamuoyunda dikkatin çekilmesini sağlıyor. Bartın’lı sevimli gencin ölümü de gözlerin yeniden trafik kazalarına çevrilmesine neden oldu. Oysa sadece Bodrum’da bile her yıl onlarca kişi üstelik sadece motosiklet kazalarında hayatını kaybediyor.
İstatistikler içerisinde bir negatif barem olarak yer almak istemiyorsanız şimdilik her yer polis ve trafik kamerası doluymuş gibi düşünmenizi öneririm. Kendinizi bu hayale kaptırıp kurallara biraz daha uyarsanız bu karmaşa ve keşmekeş içerisinde canınızı kurtarma ihtimaliniz de o oranda artar.
Trafik kazası kimsenin mezar taşı için yakışık alan bir ölüm biçimi değil. Kendinizi bu saçmalıktan korumak için elinizden gelmeyenleri de yapmaya çalışın, hayatta kalın."
R. RAUF GERZ’DEN: KADER VE GİTMEK ÜZERİNE.
Ünlü rallici Renç Koçibey bir trafik kazasında rahmetli olduğunda elbette ki haddim olmayarak çok şaşırmıştım. Onun gibi bir ustanın başına böyle bir şeyin nasıl geldiğine inanmak zaman almıştı. Aradan biraz daha yıllar geçip hayat deneyimi artınca insan şaşırmamayı öğreniyor.
Sonra Kemal Merkit’in hayatını kaybettiği kaza beni derinden etkilemişti. Kendisini bir motosiklet duayeni ve aynı zamanda yaşam gurusu olarak tanımlıyordum. Aradan görece uzun süre geçtikten sonra Altın Elbiseli Adam Barkın Bayoğlu yine orada bulunmak dışında kendi hatası olmayan faktörler nedeniyle motosiklet kazasında hayatını kaybetti. Son olarak da Tek Teker Arif lakaplı Arif Razgatlıoğlu’nun Antalya’daki kazası meydana geldi.
Yazılarıma konu etmekten keyif aldığım, oğlunu da kendisi gibi profesyonel motosikletçi olarak yetiştiren üstadın da tek kabahati o kamyonet yola fırladığında orada olmaktı. Belki sadece kaskının takılı olmamasını da buna ekleyebiliriz.
Ben kadere inanırım. Bir muhasebeciysen yaşamını ofiste kaybetme ihtimalin oranlar içinde en yükseklerden birisidir. Bir inşaat çalışanıysan başka tehlikeler bekler seni. Elbette herkesin amacı yatağında huzur içerisinde gözlerini yummaktır. Günümüzde onkolojik veya kardiyo sebeplere bağlı ölümlerin neredeyse yaşlılığa bağlı ölümlerin önüne geçmek üzere olduğu bir gerçek.
Kamuoyunun yakından tanıdığı bu güzel insanlar aramızdan ayrıldıkça toplumdaki motosiklet fobisi ve düşmanlığının arttığını gözlemlemek şaşırtıcı bir sonuç olmasa gerek. Algıda seçicilik tam olarak da böyle bir şey işte.Ünlü söz vardır; “İstatistik, bazı insanlar için yalan söylemenin matematik olarak kullanıldığı en önemli alandır” diye. Haliyle insanlar tanıdıkları motosikletçilerin aramızdan ayrılmasından kimse yalan söylemese de algı sıçramasıyla başka bir gerçek dışı istatistiğin içerisinde buluyor kendini. Birkaç rakamla size cam silmenin daha tehlikeli olduğunu da yalan söylemeden sadece algılarınıza istatistik görselleriyle söyler ve ikna edebilirim.
Sevdiğimiz, bildiğimiz güzel insanların anısı önünde saygıyla eğilirken bana göre kaderin, başkasına göre şanssızlık veya kozmik başka enerjilerin sonucunda kaybettiğimiz bu insanlardan motosiklet aleyhtarı sonuç çıkartmak en azından kendimize haksızlık olur.
Elbette çok tehlikeli bir eylem motosiklete binmek.
Elbette kaza/ölüm oranı hele ülkemiz cangılında en yüksek ulaşım aracı motosiklet. Ama bunlar talihsiz dostlarımızın yarattığı tanınmışlık algısı üzerinden gereğinden fazla negatif etki bırakmamalı hiçbirimizde.
Çünkü hepimiz insanız ve en temel duygumuz da korku. Bu korkunun hiçbir zaman yok sayılmaması gerektiğini tekrarlamışımdır her zaman. Ama bu defa talihsiz konjonktür nedeniyle orantısız bir korku saldı içimize bu art arda gelen kazalar. Bunun; hem de tam sezonun bittiği günlerde ruhumuzda yarattığı baskıyı aşmamız gerek.
Çocukluğumda karanlıkta kalarak gençlik yıllarıma kadar yaşadığım ağır kekemeliğimi bir Şubat gecesi Fatih Camii’nin mezarlığında geçirdiğim birkaç saatlik dayatmayla sonunda aşmış birisi olarak ahkam kesebilirim ki üzerine gidin ve bu korkudan kurtulun.
Sonra; ister binersiniz, ister binmezsiniz.
Yorumlar Tüm Yorumlar (32)