Pew Araştırma Merkezinin ABD'de yaptığı bir araştırmada ABD'de ergenlerden yetişkinlere, binlerce katılımcının dahil olduğu bir sağlık çalışmasının verileri incelenerek ulaşılan ve Amerikan Epidemiyoloji Dergisi'nde yayınlanan sonuçlarda hizmet sektörü çalışanları, diğer sektör mensuplarına kıyasla depresyon, uyku bozuklukları ve strese karşı daha fazla risk altında olduğu açıklandığı” bilgisi yer alıyor. Bizde, Türkiyemizde durum farklı mı? Malum Sivil Havacılık sektörü şirketleri de hizmet Sektörünün önemli bir parçası. Çalışanları da. " Ruh sağlığı sorunlarının yaygın olmasının, düşük ücretler, çalışma koşullarının beklendiği gibi olmaması, uzun mesai saatleri gibi nedenlerinin olduğu mutlak. Hizmet sektörü çalışanlarının müşterilere karşı nazik ve güler yüzlü davranmaları telkin edilir. Üstüne bir de "müşteri her zaman haklıdır" ilkesine göre hareket edilmesi söylenir. Peki; müşteri her zaman haklı mı? Hayır. Ancak çalışanların “ müşterilere her zaman haklıymışlar gibi davranmaları ” da şart. Bunun çalışanlar üzerinde konuya ilişkin baskıyı bir nebze azaltacağını düşünmek mümkünse de, esas olan işverenin konuya bakış ve yaklaşımı paralelinde çalışana ilişkin müşteri şikâyetlerinin üstlerince nasıl değerlendirileceği. Ve de haklı olmasına rağmen bu değerlendirmenin lehinde olacağına emin olmayan çalışanının gerginliği.
Türkiye 2016 yılında OECD’nin sosyal uyum (social cohesion) endeksinde 155 ülke arasında 120’nci sırada yer almıştı. 2017 yılı araştırma sonuçlarına rastlayamadım. Bu endeksle ülkelerin barındırdığı farklı sosyal kimlikler arası uzlaşı, farklı kimliklerin topluma dahli, toplumsal kutuplaşma gibi verileri ölçülüyor. Araştırma sonucunda şekillenen sıralama, Türkiye’nin sosyal sermayesinin hayli zayıf olduğunu gösteriyor. Türkiye bölünmüş bir toplum. Bu söz bu günlerde herkes tarafından sıklıkla kullanılıyor.
Sosyal uyumsuzluk toplumu sosyal çatışmalara ve olası ayrılıkçı gruplara karşı daha savunmasız yapacağını söylüyor uzmanlar. Gruplar arası şiddetin, ülkedeki fiziksel ve beşeri sermayeyi yok edebileceği gibi beyin göçüne bile neden olabilir, yabancı yatırımları ülkeden uzaklaştırabilir. Toplumsal uyumsuzluk sonucunda oluşan kimlik ayrımcılığı ve sosyal dışlanma, ekonomik kaynakların ideal bölüşümü dışında paylaştırılmasına yol açabilir. Örneğin, etkin durumda bulunan herhangi bir sosyal grubun, diğer bir grupla çalışmak istememesi veya tersi, işverenlerin azınlıkta olan grup mensuplarının kalifiye elemanlarını işe almaması, üretimin ehline yaptırılmaması gibi sonuçlar doğurabilir. Dahası, azınlık grubunda olanların eğitim, ulaşım ve sağlık gibi sosyal hizmetlere erişimi zorlaştırılır veya engellenirse, o ülkede üretkenliğin azalması kaçınılmaz.
Evet, bu genel anlatımları takiben ülkemiz OECD ülkelerindeki genel toplumsal uyumsuzluğun hizmet sektörümüze nasıl aksettiğine bunun da sivil havacılık çalışanlarına nasıl yansıdığına bir göz atalım. Öncelikle belirtmek gerekir ki, sivil havacılık sektörünün havalimanlarında görev yapanların çalışmaları uçak programları ile bağlantılı olduğundan bu konuda genel bir memnuniyetsizlik mevcut. Türkiye’mizdeki Sivil Havacılık sektörü çalışanlarının da bu genel şartlardan soyutlamak mümkün değil. OECD ülkelerinin istihdam uygulamalarının tam olarak bilinmemesine rağmen, bizdeki düşük maliyetle fazla kazanma arzusu cephede daha az personelin çalıştırılmasına neden oluyor. Bununla birlikte normal mesai saatlerinde görev yapan Genel Yönetim merkezinde çalışanların ihtiyacın, gerekenin üzerinde olması cephede çalışanlar için moral bozucu bir durum yaratmaz mı? Stresin ilk çekirdekleri sektör toprağına işte böyle ekiliyor.
İşçi ve Memur ayırımı yapmadan geliriniz giderinizle uyumlu değilse de başka bir deyişle bütçeniz hep ( - ) veriyorsa gerginliğiniz hat safhaya çıkmıştır mutlak. İş yerinizdeki terfi, tayin ve çalışanlarla ilgili tüm işlemde torpil ve haksızlık diz boyu olup bu durum sizi fazlası ile üzüyorsa, sektörünüzde en düşük maaşla istihdam edilen çalışanlarındansanız, mevcut gelirinizle sosyal yaşamın şartlarına uyabilmeniz mümkün değilse vaziyet hayli kötü demektir. Şirketinizdeki çalışma programı uygulamaları size, sosyal yaşamın en ilkel kurallarına uyabilme ve hatta insan vücudunun normal beklentisi olan istirahat edebilme imkânını bile tam olarak tanımıyorsa fiziki yorgunluğunuzla birlikte moral bozukluğunuzda tepe yapacaktır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi çalıştığınız şirketin sizi yalnız bir gider kapısı olarak gördüğünü düşünüyorsanız, başka bir deyişle şirket çalışanlarını önemsemiyorsa, size güvenilmediğini hissediyorsanız, üstlerinize güvenmiyor / güvenemiyorsanız en önemli insani duyguyu hissedememenin sıkıntısı tüm benliğinizi saracaktır. Yarınınızdan kuşku duyuyor ve de sürekli olarak veya sıklıkla iş akdinizin işveren veya en saygın vekili tarafından ne zaman ve ne şekilde sonlandırılacağını düşünüyorsanız moral yıkımı yaklaşmış, stresin kıskacına düşmüşsünüz demektir.
Şirketinizde tasarruf denince akla ilk önce istihdamı azaltmak amacı ile tensikat yapmak ve beraberinde şu veya bu bahane ile maaşları olması gerekenden az artırmamak geliyorsa, İnsan Kaynaklarının ve de haliyle yönetimin gidişatı iyi değil demektir. Görev yaptığınız şirketle ve de şirketteki patron destekli seçkin yöneticiler ile iletişim sorunu yaşıyorsanız, diz boyu olan anlaşmazlıklar daha yukarılara çıkacak demektir. Üstleriniz patronların ağzından çıkan en olmayacak şeylerin doğruluğunu gözlerinizin içine bakarak savunuyorlarsa ve de aynı yöneticiler tüm yaptıklarından sonra şirketin çalışanları ile birlikte bir aile olduğunu utanıp, sıkılmadan ifade edebiliyorlarsa bu ailenin bir ferdi olmak size çok daha ağır gelecektir. Bu iş yerinden istifaen ayrılarak kurtulmak tabii ki mümkün. Bir de ülkede işsizlik denilen illet olmasa. Bu ortamda “ en iyi iş sahip olduğun iştir, yenisini bulana kadar “ sözünü akıldan çıkartmak mümkün değil. İşsizlik Demokles’in kılıcı misali çalışanların tepesinde. Ha düştü, ha düşecek. Sonuç olarak bu şartlar altında depresyon veya depresyon ötesi, adını koyamadığınız bir psikiyatrik rahatsızlık çalışma zaman refakatçiniz olacaktır.
Sosyal uyumsuzluk bireylerin birbirleri ile olan ilişkilerini nasıl etkiliyor? İşyerlerinin bazılarında insanlar kamplara ayrılmış gibi. (x) siyasi partiyi destekleyenler ve diğerleri. İş yerinde mevcut olan yönetimden taraf olanlar ve öbürleri. Yönetimin (x) icraatını tenkit edenleri sanki siyasi iktidarın aleyhinde bulunduğu varsayımı ile yıpratmak için elinden geleni yapanlar. Hele hele bu anlaşılması çok zor olan bu çapraşık duyguların cehalet ile birleşmesi sonucunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar. İnsanları da, şirketleri de gri bir karanlığa gömer gi
Tüm bu olumsuzlukların yaşandığı bir şirket yoktur sektörümüzde diye düşünebilirsiniz. Sıkıntıyı çeken, yaşayan bilir. Onlar da içinizde. Yüzlerinde derin çizgiler oluşuyor yavaş yavaş. En önemlisi her gün artan bu derin çiziklerin verdiği gerginliği ve ruhsal çöküntüyü nöbet çıkışında eve taşımamak.. Bunu, o ağır yükü ev sınırları dışında bırakabilmek çok zor. Ancak hepimiz bunu yapmaya kesinlikle mecburuz. Ev huzursuzluğunun bu yaşananların hiç birine benzemeyeceği ile ilgili olarak bir şeyler söylemenin ve bunu örneklemenin yersiz olacağını düşünüyorum.
OECD bu araştırmayı yalnız ülkemiz bazında yapıp sonucu diğer üye devletlere duyursaydı, bunu okuyanlar “ hele şükür, bizde de durum iyi değil ama hiç olmaz ise bizleri bu denli delirtecek seviyede sıkıntılı değil. Biz depresyonumuzla mutluyuz derlerdi.
Yorumlar Tüm Yorumlar (32)