Turizm sektörünün deneyimli isimlerinden Orhan Sancar, Ryanair, easyJet ve Wizz Air gibi düşük maliyetli havayollarının Türkiye operasyonlarında küçülmeye gitmesini değerlendirdi. Sancar, yerli havayollarının korunması gerektiğini ancak yabancı taşıyıcıların Türkiye’ye daha fazla turist getirmesini sağlayacak rekabetçi bir modelin de oluşturulmasının önem taşıdığını söyledi.
Avrupa’nın önde gelen düşük maliyetli havayollarının Türkiye operasyonlarında bazı hatları kapatması ve kapasite azaltması, havacılık ile turizm politikaları arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme taşıdı.
Turizm sektörünün duayen isimlerinden Orhan Sancar, özellikle Bodrum, Dalaman ve İstanbul bağlantılarında yaşanan daralmanın yalnızca havayollarının ticari tercihleriyle açıklanamayacağını belirtti.
Sancar’a göre gelişmelerin arkasında Türkiye’nin uyguladığı hava ulaştırma politikaları, trafik hakları, havalimanı maliyetleri, slot uygulamaları ve teşvik mekanizmaları da bulunuyor.
“Türkiye yabancı düşük maliyetli havayolları için rekabetçi mi?”
Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkelerindeki gibi tam kapsamlı bir Açık Gökyüzü sistemine dahil olmadığını hatırlatan Sancar, yabancı havayollarının uçuşlarının ikili hava ulaştırma anlaşmaları, frekans sınırları, trafik hakları ve slot tahsisleri çerçevesinde planlandığını ifade etti.
Bu politikanın Türk havayolu şirketlerinin büyümesine önemli katkı sağladığını belirten Sancar, Türk Hava Yolları, Pegasus, SunExpress ve AJet’in ulaştığı büyüklüğün göz ardı edilemeyeceğini söyledi.
Sancar, “Türkiye’nin kendi havayollarını destekleme politikasını bütünüyle yanlış olarak değerlendirmek doğru olmaz. Ancak bu koruma politikası, rekabeti tamamen sınırlayan bir yapıya da dönüşmemelidir” değerlendirmesinde bulundu.
İstanbul Havalimanı’nın maliyetlerine dikkat çekti
Yabancı düşük maliyetli havayollarının Türkiye’de Türk taşıyıcılarla her zaman aynı operasyonel şartlara sahip olmadığını savunan Sancar, özellikle havalimanı maliyetleri ve teşvik uygulamalarındaki farklılıkların rekabet dengesini etkilediğini ifade etti.
İstanbul Havalimanı’nın iniş-kalkış ücretleri, yolcu hizmet bedelleri ve diğer operasyonel giderler bakımından düşük maliyetli havayollarının iş modeli açısından zorlayıcı olabileceğini belirten Sancar, Ryanair, easyJet ve Wizz Air gibi şirketlerin Avrupa’da genellikle ikincil havalimanlarını tercih ettiğini hatırlattı.
Sancar, bu nedenle yabancı düşük maliyetli havayollarına Sabiha Gökçen Havalimanı’nda daha fazla operasyon imkânı sağlanması gerektiğini söyledi.
Sabiha Gökçen için slot önerisi
Yeni pistin devreye alınmasıyla Sabiha Gökçen Havalimanı’nın kapasitesinin arttığını belirten Sancar, oluşan yeni slot kapasitesinin bir bölümünün yabancı düşük maliyetli taşıyıcılara ayrılabileceğini ifade etti.
Bu adımın İstanbul’un Avrupa bağlantılarını güçlendireceğini ve daha dengeli bir rekabet ortamı oluşturacağını savunan Sancar, benzer uygulamaların Antalya, Bodrum, Dalaman ve Gazipaşa gibi turizm ağırlıklı havalimanlarında da değerlendirilebileceğini kaydetti.
Özellikle düşük sezonda yabancı havayollarına rekabetçi maliyetler, daha esnek trafik hakları ve belirli teşviklerin sunulmasının turizm gelirlerini artırabileceğini belirtti.
“Her yeni hava bağlantısı bölge ekonomisine katkıdır”
Sancar, konunun yalnızca havayolları arasındaki rekabet olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Yeni hava bağlantılarının daha fazla turist, yüksek otel doluluğu, döviz geliri, istihdam ve bölgesel ekonomik hareketlilik anlamına geldiğini belirten Sancar, turizm politikasındaki temel hedefin Türkiye’ye gelen toplam ziyaretçi sayısını ve kişi başına harcamayı artırmak olması gerektiğini ifade etti.
Dünyanın birçok önemli turizm ülkesinde güçlü milli havayollarının yanı sıra yabancı düşük maliyetli şirketlerin de geniş operasyonlar yürüttüğünü hatırlatan Sancar, bu rekabetin tüketicilere daha uygun bilet fiyatı, destinasyonlara ise daha fazla turist olarak yansıdığını söyledi.
Havacılık politikasına turizm perspektifi çağrısı
Türkiye’nin havacılık politikalarının yalnızca havayolu şirketlerinin çıkarları üzerinden değil, turizm ekonomisinin tamamı dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Sancar, yabancı düşük maliyetli taşıyıcıların Türkiye’de büyümesinin çok sayıda sektörü doğrudan destekleyeceğini ifade etti.
Sancar, rekabetçi bir ortam oluşturulması halinde havayollarının yanı sıra otellerin, seyahat acentelerinin, havalimanlarının, yer hizmetleri şirketlerinin, restoranların, esnafın ve ülke ekonomisinin kazançlı çıkacağını belirtti.
Orhan Sancar, önümüzdeki dönemin temel tartışma başlığını şu soruyla özetledi:
“Türkiye, havacılık sektörünü korurken turizmde büyümeyi hızlandıracak daha rekabetçi bir modele geçebilir mi?”
Sancar’a göre bu soruya verilecek cevap, yalnızca Türk havacılığının değil, Türkiye turizminin de geleceğini şekillendirecek.
Yorumlar