Türk Hava Yolları yine büyük bir yatırım hamlesi açıkladı. Hangarlar, bakım merkezleri, lojistik alanlar ve şimdi de ikram tesisi… Sunum güçlü, PR kusursuz, tören görkemli. Büyüyen bir havayolunun altyapıya yatırım yapması elbette doğaldır. Ancak mesele yatırımın kendisi değil; mesele geçmiş kararlarla bugünkü tercihler arasındaki tutarlılıktır.
Şimdi sizi 2017–2018 yıllarına götürelim. O dönemde bir anda DO&CO ile yolların ayrıldığı açıklandı ve Singapur Havayolları’nın ikram şirketi SATS ile yeni bir ortaklık modeli gündeme geldi. Hikâye şuydu: THY yaklaşık 125–150 milyon dolarlık bir yatırım talep etmiş, mevcut yapının bu talebi karşılamadığı ifade edilmişti. Yeni şirket kurulacak, yatırım yapılacak, farklı bir model denenecekti.
Üstelik SATS süreci tek başına değildi. Daha önce iç ve dış tedarikçilerle görüşmeler yapılmış, bazı firmalar 150 milyon dolarlık yatırım karşılığında 15 yıllık sözleşme talep etmişti. Yani ortada ciddi teklifler vardı. Ancak süreç farklı bir yöne evrildi ve SATS ile kurulan yapı kısa süre sonra sessizce rafa kaldırıldı. Sonuçta yeniden Avusturya merkezli DO&CO ile anlaşmaya varıldı.
Bu kez model daha da netti: 15 yıllık sözleşme karşılığında yatırım yapılacaktı. Uzun süreli istikrar sağlanacak, yatırım yükü hizmet sağlayıcı tarafından üstlenilecekti. O gün kamuoyuna anlatılan çerçeve buydu. Peki bugün geldiğimiz noktada ikram tesisinin yatırımını neden doğrudan Türk Hava Yolları üstleniyor?
On beş yıl gibi olağanüstü uzun bir sözleşme sıradan bir ticari tercih değildir. Böyle bir sürenin mutlaka karşılığında somut yatırım taahhütleri, kapasite yükümlülükleri ve finansal sorumluluklar bulunur. Eğer yatırım modeli tedarikçi üzerine kurulmuşsa, bugün milyarlarca dolarlık tesis yatırımının şirket bilançosuna alınmasının gerekçesi açık ve net biçimde kamuoyuna anlatılmalıdır.
Burada kimse yatırıma karşı değil. Ancak geçmiş yönetimlerin aldığı kararları yok sayarak yeni bir sayfa açmak da kurumsal hafızaya yakışmaz. Çünkü kurumsal akıl, her birkaç yılda bir model değiştirmek değil; uzun vadeli stratejiyi istikrarla uygulamaktır. Aksi halde strateji değil, savrulma konuşulur.
Havacılık pahalı bir sektördür. Her karar milyon dolarlarla, bazen milyar dolarlarla ölçülür ve bu kaynak yöneticilerin şahsi bütçesi değil, kamuya açık bir şirketin sermayesidir. Dolayısıyla geçmişte verilen uzun vadeli sözleşmelerin karşılığı ile bugünkü yatırım kararları arasında bir çelişki varsa, bunun açıklaması şeffaf biçimde yapılmalıdır.
Gazetecilik tam da burada başlar. Alkışlamak için değil, hatırlatmak için. Sormak için. Hafızayı diri tutmak için.
Türk Hava Yolları elbette büyüsün, güçlensin, dünya markası olsun. Ancak büyürken hafızasını kaybeden bir kurum, en modern tesisleri kursa bile güven kaybını telafi edemez.
Havayolu uçakla büyür.
Ama itibarı, tutarlılıkla ayakta kalır.
Ve Ahmet Bolat; son sözümü sana ayırdım. Hadi beni yanılt, Hadi Beni boşluğa düşür, Hadi beni yalancı yap ve hem primi hem de temettüyü ver. Ver ki sözünün ne kadar arkasında olduğunu görelim.
Ha “çalışan umurumda değil” diyorsan bilemem.
Yorumlar Tüm Yorumlar (38)