Türk Hava Yolları son yıllarda tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşıyor. Rekor kârlar açıklayan, filosunu büyüten, dünyanın en büyük havayolları arasında gösterilen bir şirketten söz ediyoruz. Ancak iş çalışanların ücretlerine geldiğinde ortaya çıkan tablo, bu büyümenin herkes için aynı anlamı taşımadığını gösteriyor.
2024-2025 dönemini kapsayan 28. Dönem Toplu İş Sözleşmesi, ilk altı ay için verilen %64’lük zam ile başlamıştı. O günlerde bu artış büyük bir başarı gibi sunulmuştu. Ancak Türkiye’deki enflasyon gerçeği düşünüldüğünde bu oran aslında çalışanların maaşlarının tamamen erimesini engelleyen bir tampon görevi gördü.
Şimdi ise masada 29. dönem TİS var. 2026-2027 dönemini kapsayan yeni sözleşmede ilk altı ay için açıklanan artış oranı %14. Evet, sosyal yardımlarda ve bazı prim kalemlerinde önemli artışlar var. Kabin amirliği primi, şeflik tazminatı ve bazı sosyal haklarda ciddi yükselişler yapılmış durumda. Ancak bütün tabloya bakıldığında çalışanların aklında tek bir soru oluşuyor: THY’nin büyümesi gerçekten çalışanlara yansıyor mu?
Bugün Türk Hava Yolları yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en hızlı büyüyen havayollarından biri. Her yıl yüzlerce yeni personel alınıyor, yeni uçaklar filoya katılıyor, yeni hatlar açılıyor. Şirketin finansal tabloları incelendiğinde ise kârlılığın sürekli yükseldiği görülüyor. Böyle bir tabloda çalışanların aldığı zam oranlarının %64’ten %14’e düşmesi, doğal olarak tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Burada asıl sorulması gereken soru sendikanın ne yaptığı değil. Asıl soru, bu dev şirketi yönetenlerin çalışanlara bakışının ne olduğu. Çünkü Türk Hava Yolları’nı büyüten sadece uçaklar, hatlar ve stratejik planlar değil; o uçakları uçuran, o operasyonu yürüten, gece gündüz çalışan binlerce emektir.
THY yönetiminin yıllardır sıkça kullandığı bir ifade var: “THY ailesi.” Ancak aile kavramı yalnızca başarı hikâyelerinde hatırlanıyorsa, zor zamanlarda ya da ücret politikalarında aynı hassasiyet gösterilmiyorsa bu söylem doğal olarak çalışanlar arasında sorgulanmaya başlıyor.
Bugün Türk Hava Yolları küresel bir marka olabilir. Ama unutulmaması gereken bir gerçek var: Havacılık sektörü sadece uçaklardan ibaret değildir. Bu sektörün gerçek gücü insandır. Kabinde, kokpitte, yerde ve operasyonda çalışan on binlerce insan bu sistemin omurgasını oluşturur.
dönem sözleşmede enflasyonun baskısı hissediliyordu. 29. dönem sözleşme ise şirketin büyüme döneminde imzalandı. Böyle bir dönemde çalışanların beklentisi yalnızca enflasyonu telafi eden bir zam değil, şirketin büyümesinden pay almaktır.
Türk Hava Yolları bugün dünyanın en büyük havayollarından biri olma yolunda ilerliyor. Ancak bu büyümenin gerçekten sürdürülebilir olabilmesi için çalışanların da bu başarı hikâyesinin bir parçası olduğunu hissetmesi gerekiyor.
Aksi halde, bilanço büyürken motivasyon küçülür.
Bu arada prim ve kâr payı üzerinden kazanç sağlamak gibi bir niyetimiz yok. Derdimiz, personelin hak ettiğini alması ve verilen sözlerin yerine getirilmesidir. Bizim derdimiz patrona yalakalık yapmak değil.
Yorumlar Tüm Yorumlar (14)