Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 29 Eylül'de oldukça önemli bir duyuru yayımladı.
Duyuruya göre sosyal medyada pilot, uçak bakım teknisyeni, dispeçer ve diğer havacılık lisanslarına yönelik eğitim ve sertifika ilanları veren bazı kişi ve kuruluşların SHGM tarafından yetkilendirilmediği tespit edilmiş.
Üstelik Genel Müdürlük, bu faaliyetlerin mevzuat kapsamında suç teşkil edebileceğini ve adli-idari yaptırımlara konu olabileceğini de söylüyor.
Buraya kadar doğru.
Vatandaş uyarılmalı.
Ama bana göre asıl mesele tam da bundan sonra başlıyor.
Kim bunlar? SHGM birilerini tespit ettiyse kaç kişi veya kuruluş tespit edildi? Kaç ilan bulundu? Kaç kişi bu eğitimlere kayıt yaptırdı? Kaç kişi para ödedi? Verilen belgelerden kaç tanesi geçersiz? Herhangi bir idari işlem başlatıldı mı? Savcılığa suç duyurusunda bulunuldu mu?
Bunların hiçbirinin cevabı 29 Eylül tarihli açıklamada yok. SHGM yalnızca vatandaşlara, ödeme yapmadan önce kuruluşu KDM üzerinden kontrol etmelerini söylüyor.
Tam burada garip bir durum ortaya çıkıyor.
Devlet otoritesi, “Yetkisiz eğitim verenler var” diyor.
Vatandaş da doğal olarak soruyor:
“Kim?”
Çünkü insanları tehlike konusunda uyarmak başka, tehlikenin nereden geldiğini göstermek başka şeydir.
Elbette devam eden soruşturmalar, kişilik hakları ve hukuki süreçler gözetilmelidir. Henüz hakkında kesin işlem yapılmamış bir kişi veya kurum peşinen suçlu ilan edilemez.
Ancak yetkisizliği kesinleşmiş kuruluşlar varsa bunların kamuoyunun kolayca ulaşabileceği biçimde ilan edilmesi neden mümkün olmasın?
Dünyada bunun örnekleri var.
EASA yalnızca onaylı pilot eğitim kuruluşlarının listesini tutmuyor; kısıtlanmış ve geçersiz ATO sertifikalarına ilişkin listeler de yayımlıyor. İngiltere Sivil Havacılık Otoritesi de denetimindeki yetkili eğitim kuruluşlarını kamuya açık biçimde listeliyor. ABD FAA ise Temmuz ayında, kurallara aykırı eğitim verdiğini ileri sürdüğü Simulator Center LLC'nin adını açıkça duyurdu ve şirket için 306 bin dolarlık sivil ceza önerdi.
Ama SHGM'nin açıklamasındaki daha düşündürücü bölüm bence sosyal medya ilanları bile değil.
Üniversiteler.
Genel Müdürlük açıkça, havacılık alanında eğitim veren bazı üniversitelerin KDM Platformu'nu henüz yeterli düzeyde kullanmadığını belirtiyor. Daha da önemlisi, KDM'de onaylanmamış veya ilgili ders için yetkilendirilmemiş eğitmenler tarafından verilen eğitimlerin ve KDM dışında yapılan ölçme-değerlendirmelerin lisans, yetkilendirme ve intibak işlemlerinde geçerli kabul edilmeyeceğini söylüyor.
Şimdi kendimizi 18 yaşındaki bir öğrencinin yerine koyalım. Üniversite sınavına girmiş. Havacılık hayali kurmuş.
Bir devlet veya vakıf üniversitesine kayıt yaptırmış. Belki ailesi yıllarca biriktirdiği parayı bu eğitime ayırmış. Bu öğrenciden gerçekten şunu mu bekliyoruz?
“Hocam acaba dersim KDM'de tanımlı mı?”
“Dersi veren öğretim görevlisinin SHGM yetkisi var mı?”
“Sınıf sisteme kaydedilmiş mi?”
“Sınav KDM üzerinden mi yapılıyor?”
Bunları kontrol etmek elbette öğrencinin yararınadır.
Ama asıl sorumluluk öğrencinin olabilir mi?
Bir genç üniversitenin kapısından içeri girdiğinde aldığı eğitimin mevzuata uygun olduğunu varsayabilmelidir.
Üniversite tabelasına güvenemeyeceksek neye güveneceğiz?
KDM'nin kurulmasının mantığı zaten standardizasyon ve denetim. SHGM de platformun kuruluşları, dersleri, eğitmenleri, öğrencileri ve sınav süreçlerini izlemek ve doğrulamak amacı taşıdığını söylüyor.
O halde sistem sadece öğrencinin kontrol ekranı olmamalı.
Erken uyarı sistemi de olmalı.
Bir üniversite KDM'yi kullanmıyorsa veya eksik kullanıyorsa bunun öğrenci mezuniyet aşamasına geldiğinde fark edilmemesi gerekir.
Bir kuruluş yetkisiz şekilde aylarca sosyal medyada ilan verebiliyorsa, soru yalnızca “vatandaş neden kontrol etmedi?” olmamalı.
“Bu faaliyet neden daha önce durdurulamadı?” sorusu da sorulmalı.
Çünkü havacılık eğitimi sıradan bir kurs değildir. Verilen belgenin arkasında lisans vardır. Yetki vardır. Emniyet vardır.
Ve hepsinden önemlisi, yıllarca o kokpite, hangara veya operasyon merkezine girmeyi hayal etmiş gençlerin geleceği vardır.
Son yıllarda sosyal medyada “pilot ol”, “havacılığa adım at”, “uluslararası geçerli sertifika al” benzeri ifadelerle gençlerin hayallerine dokunan çok sayıda reklam görüyoruz.
Burada çizginin çok iyi çekilmesi gerekiyor. Havacılık eğitimi satabilirsiniz. Ama havacılık hayalini pazarlayamazsınız. SHGM'nin 29 Eylül uyarısı bu nedenle değerli. Fakat uyarı tek başına yeterli değil.
Şimdi ikinci adım gerekiyor.
Kaç yetkisiz kuruluş tespit edildiğini, kaç kişinin mağdur olduğunu, hangi işlemlerin yapıldığını ve üniversitelerdeki sorunun boyutunu kamuoyuna anlatmak gerekiyor.
Çünkü vatandaşın yalnızca şu bilgiyi bilmeye ihtiyacı yok:
“Dikkat edin, yetkisiz eğitim verenler var.”
Asıl bilmek istediği şu:
Kim bunlar ve devlet bunlarla ilgili ne yaptı?
Yorumlar