Bir havayolunun değerini ne belirler?
Filosundaki uçak sayısı mı?
Sipariş ettiği yeni nesil Airbus ve Boeing'ler mi?
Uçtuğu destinasyonlar, taşıdığı yolcular, sahip olduğu slotlar mı?
Elbette bunların hepsi önemli.
Ama günümüz havacılığında çok daha kritik, yolcunun neredeyse hiç görmediği başka bir varlık var:
Havayolunun dijital beyni.
Bugün yüzlerce uçağınız olabilir. Dünyanın en modern filosunu kurabilirsiniz. Binlerce pilotunuz, kabin memurunuz ve yer personeliniz bulunabilir.
Ama rezervasyon sisteminiz çalışmıyorsa bilet satamazsınız.
Kalkış Kontrol Sistemi (Departure Control System - DCS) çökerse yolcuyu uçağa alamazsınız.
Ekip planlama sistemi aksarsa uçağınızın kokpitine pilot, kabinine ekip koyamazsınız.
Gelir yönetim sisteminiz doğru çalışmıyorsa 180 koltuklu uçağı doldurur ama yine de para kazanamayabilirsiniz.
Yani mesele artık sadece uçağı satın almak değil, o uçağın arkasındaki milyonlarca veriyi yönetebilmek.
Bunun ne kadar kritik olduğunu dünya havacılığı çok pahalı örneklerle öğrendi.
2022 Noel döneminde ABD'de Southwest Airlines'ın yaşadığı operasyonel çöküş bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi.
Şiddetli kış koşullarıyla başlayan sorun kısa sürede devasa bir operasyon krizine dönüştü. Şirketin kendi bildirimlerine göre ekip planlama sistemi, kısa sürede ortaya çıkan olağanüstü sayıdaki değişikliği verimli biçimde işleyemez hale geldi. Sonuçta binlerce sefer iptal edildi. ABD Ulaştırma Bakanlığı, 16 bin 900 uçuşun iptal edildiğini ve iki milyondan fazla yolcunun etkilendiğini açıkladı. Southwest'a daha sonra 140 milyon dolarlık rekor bir sivil ceza verildi.
Ortaya çıkan gerçek basitti:
Uçaklar sağlamdı.
Pilotlar vardı.
Havalimanları açıktı.
Ama sistem operasyonun hızına yetişemediğinde milyarlarca dolarlık havayolu birkaç gün içerisinde büyük bir krizin içine sürüklenebiliyordu.
2024 yılında bu kez Delta Air Lines benzer bir gerçekle karşılaştı.
Küresel bilgi teknolojileri kesintisinin ardından Delta'nın operasyonu günlerce etkilendi; uçuşlar iptal edildi, yolcular yeniden rezervasyon ve iade süreçleriyle karşı karşıya kaldı. Delta da kesintinin 19-28 Temmuz tarihleri arasında sistem genelinde operasyonu etkilediğini açıkça duyurdu.
Bu iki örnek bize havacılığın yeni gerçeğini anlatıyor.
Eskiden bir havayolunun vitrini filosuydu.
Bugün vitrinin arkasında devasa bir teknoloji fabrikası çalışıyor.
Rezervasyondan check-in'e, fiyatlamadan ekip planlamasına, uçuş operasyonundan gelir muhasebesine, kargodan mobil uygulamaya kadar onlarca sistem saniyenin parçaları içinde birbiriyle konuşmak zorunda.
Üstelik artık bir yolcu İstanbul'dan Londra'ya bilet aradığında yalnızca bir koltuk sorgulamıyor.
Arka planda yüzlerce fiyat kombinasyonu, bağlantılı uçuş, bagaj hakkı, ek hizmet, sadakat programı, vergi, kur ve envanter bilgisi hesaplanıyor.
İşte havacılığın görünmeyen tarafındaki büyük ekonomi burada başlıyor.
Bu pazarın dünya çapında Amadeus, Sabre ve benzeri teknoloji devleri var.
Fakat işin Türkiye açısından ilginç tarafı başka.
Bu küresel oyunun içerisinde Türkiye'den çıkmış bir şirket de bulunuyor: Hitit.
Hitit'in kendi açıkladığı verilere göre bugün şirketin sistemleri 700'ün üzerinde havalimanında kullanılıyor. Platformlarından yılda 200 milyardan fazla uçuş sorgusu geçiyor ve Hitit altyapısını kullanan havayolları yılda 110 milyondan fazla yolcu taşıyor. Sistem üzerinden oluşan yıllık satış hacmi ise 6,5 milyar doların üzerinde.
Rakamların ilginç tarafı sadece büyüklüğü değil.
Türkiye çoğu zaman havacılıkta başarıyı kaç uçak aldığımızla, kaç havalimanı yaptığımızla veya kaç yolcu taşıdığımızla ölçüyor.
Oysa havacılık ekonomisinin başka bir katmanı daha var.
Yazılım, veri, rezervasyon, dağıtım, operasyon planlama, gelir yönetimi ve bütün bunları birbirine bağlayan dijital altyapı...
Hitit'in 2025 gelirlerinin yüzde 60'ını uluslararası pazarlardan elde etmiş olması da tam bu nedenle önemli. Çünkü burada ihraç edilen şey bir uçak parçası ya da fiziksel bir ürün değil; havacılık bilgisi ve teknoloji altyapısı.
Belki de Türkiye'nin havacılıktaki gelecek tartışmasını biraz değiştirmesinin zamanı geldi.
Elbette uçak üretelim.
Motor üretelim.
Havalimanı yapalım.
Havayolu büyütelim.
Ama bunların yanında şu soruyu da sormalıyız:
Dünyanın havayollarını yöneten sistemlerden kaçını biz üretiyoruz?
Çünkü gelecekte havacılığın en büyük şirketleri yalnızca en fazla uçağa sahip olanlar olmayabilir.
En fazla veriyi yönetenler, operasyonu en hızlı optimize edenler, yolcunun ne satın alacağını önceden hesaplayanlar ve binlerce uçuşu saniyeler içinde yönetebilenler de bu sektörün kazananları olacak.
Bir Boeing 787'yi herkes görebilir.
Bir Airbus A350'nin önünde fotoğraf çektirebilirsiniz.
Ama o uçağın arkasında milyonlarca işlemi yöneten yazılımı göremezsiniz.
Belki de havacılığın en değerli varlıklarının özelliği tam olarak budur:
Onları yolcu hiç görmez.
Ta ki çalışmadıkları güne kadar.
Emniyetli uçuşlarınız olsun.
Yorumlar