SHGM eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, 2026 YKS tercih sürecinde pilotaj öğrencilerinin sağlık uygunluğuna ilişkin uygulamayı mercek altına aldı. Erdağı, “Bugün üniversiteye kaydol, dört yıl sonra uçuşa elverişli değilsin denilsin” yaklaşımının gençler ve aileleri açısından yaratacağı mağduriyete dikkat çekerken, SHGM’nin havacılık tıbbındaki uzmanlık kapasitesi ve sağlık verilerine erişim iddialarına ilişkin de kritik sorular yöneltiyor.
İşte Erdağıi'nın yazısı
SHGM’DE HAVACILIK TIBBI ÇELİŞKİSİ: ÖĞRENCİYİ BUGÜN KAYDET, DÖRT YIL SONRA “UÇAMAZSIN” MI DE?
Sivil havacılıkta bazı meslekler vardır ki sağlık şartları bir ayrıntı değil, mesleğin ayrılmaz parçasıdır. Pilotluk, hava trafik kontrolörlüğü ve kabin memurluğu bunların başında gelir.
Tam da bu nedenle 2026 YKS tercih ve yerleştirme sürecinde ortaya çıkan sağlık raporu tartışması son derece ciddidir.
ÖSYM’nin yayımladığı tercih kılavuzunda havacılıkla ilgili bazı programlarda sağlık şartları açıkça tarif edilmektedir. Örneğin kabin hizmetlerinde SHGM tarafından yetkilendirilmiş havacılık tıp merkezlerinde muayene şartı belirtilirken, pilotaj için de ICAO Ek-1 Sınıf 1 hükümlerine uygun sağlık raporu öngörülmektedir. ÖSYM de adaylara tercihlerini kılavuzdaki kurallara göre yapmaları gerektiğini açıkça duyurmuştur.
Peki SHGM ne yapıyor?
22 Ağustos 2026 tarihli bilgilendirmesinde üniversiteye kayıt için istenen sağlık kurulu raporu ile SHGM tarafından lisanslandırma veya operasyonel görev amacıyla yapılan havacılık sağlık değerlendirmesinin birbirinden farklı olduğunu söylüyor. Daha da önemlisi, pilotaj programına yerleşen adayların Sınıf 1 veya Sınıf 2 sağlık değerlendirmesine başvurmasını kendi “tercih ve inisiyatiflerine” bırakıyor ve bunun ayrıca bir üniversiteye kayıt şartı anlamına gelmediğini ifade ediyor.
İşte sorun tam burada başlıyor.
Sayın SHGM yetkilileri, bir genç pilot olamayacaksa bunu ne zaman öğrenmelidir?
Üniversiteye başlamadan önce mi, yoksa yıllarını ve ailesinin milyonlarca lirasını harcadıktan sonra mı?
Bir adayın kayıt sırasında mevcut olan ve havacılık tıbbı açısından pilotluğa engel teşkil eden kalıcı bir sağlık sorunu bulunduğunu düşünelim. Aday genel bir hastaneden aldığı raporla üniversiteye kaydoldu, yıllarca eğitim gördü, ailesi çok ciddi maddi külfete girdi.
Sonra lisans alma veya bir havayolunda işe girme aşamasına geldi.
Yetkili havacılık tıp merkezinde yapılan gerçek havacılık muayenesinde karşısına şu sonuç çıktı:
“Uçuşa elverişli değildir.”
O zaman bu genç kime hesap soracak?
Üniversiteye mi?
ÖSYM’ye mi?
Kendisini yıllarca okutan sisteme mi?
Yoksa bugün “isterseniz başlangıçta kontrol ettirebilirsiniz” diyen SHGM’ye mi?
Üstelik SHGM’nin kendi eski bilgilendirmelerinde dahi pilot adaylarının eğitim sonrasında havayollarında çalışabilmeleri konusunda karşılaşabilecekleri engellere dikkat çektiği görülmektedir.
HAVACILIK TIBBI “İSTERSENİZ BAKTIRIN” DENİLECEK BİR ALAN DEĞİLDİR
Pilotaj öğrencisinin sağlık uygunluğu sıradan bir okul kayıt prosedürü değildir.
Çünkü burada amaç yalnızca öğrencinin üniversitede derslere girip giremeyeceğini belirlemek değildir. Amaç, eğitimini aldığı ve çok ciddi maliyetlere katlandığı mesleği ileride fiilen yapıp yapamayacağının mümkün olan en erken aşamada ortaya konulmasıdır.
Dolayısıyla adayın önceden mevcut ve mesleği sürekli olarak yapmasına engel teşkil eden bir sağlık durumu varsa bunun dört yıl sonra ortaya çıkmasının kime ne faydası vardır?
Havacılık emniyeti böyle mi yönetilir?
İnsan hayatını ilgilendiren mesleklerde sağlık uygunluğu konusunda “bugün kayıt olsun, yarın bakarız” anlayışı kabul edilebilir mi?
PEKİ SHGM’NİN HAVACILIK TIBBI KAPASİTESİ NE DURUMDA?
Asıl tartışılması gereken meselelerden biri de budur.
SHGM, üniversitelere ve binlerce gence sağlık şartlarının nasıl uygulanacağını anlatırken kamuoyuna önce kendi kurumsal kapasitesini açıklamalıdır.
SHGM bünyesinde bugün havacılık tıbbı konusunda uzman kaç hekim bulunmaktadır?
Bu hekimlerin uzmanlıkları nelerdir?
Havacılık sağlık mevzuatını kim hazırlamakta, kim yorumlamakta ve kim uygulamaktadır?
Çünkü uzun süredir dile getirilen çok ciddi bir iddia vardır: SHGM bünyesinde havacılık tıbbı konusunda yeterli uzman hekim bulunmadığı ve bu alandaki bazı düzenleme ve uygulamalarda hekim olmayan, taşeron firma bünyesinde çalışan bir fizyoterapistin etkin rol aldığı ileri sürülmektedir.
Eğer bu doğru değilse SHGM açıklasın.
Ama doğruysa mesele yalnızca idari bir tercih olmaktan çıkar.
Pilotların, kabin memurlarının, hava trafik kontrolörlerinin ve diğer havacılık personelinin sağlık yeterliliğini düzenleyen bir otoritede, havacılık tıbbının merkezinde neden havacılık tıbbı uzmanları değil de taşeron sisteminin personeli bulunmaktadır?
Fizyoterapistlik son derece değerli bir sağlık mesleğidir. Tartışılan kişinin mesleği değil, yetki ve sorumluluğun doğru uzmanlık alanında bulunup bulunmadığıdır.
DAHA VAHİM SORU: E-NABIZ VE E-DEVLET VERİLERİNE KİM, HANGİ YETKİYLE ERİŞİYOR?
Bir başka iddia ise çok daha hassastır.
Pilotlar, doktorlar ve sağlık muayenesine tabi diğer havacılık personeli arasında uzun süredir eleştiri konusu olduğu belirtilen husus, taşeron statüsündeki personelin e-Nabız ve e-Devlet üzerinden kişilerin sağlık kayıtlarına ve mahrem nitelikteki bilgilerine erişebildiği iddiasıdır.
Bu iddia doğruysa SHGM'nin kamuoyuna derhal cevap vermesi gereken sorular vardır:
Bu personele hangi hukuki yetkiyle erişim verilmiştir? Hangi verilere erişebilmektedir? Erişim kayıtları tutulmakta mıdır? Kim tarafından denetlenmektedir? Sağlık verilerinin görülmesi görev açısından gerçekten zorunlu mudur? KVKK kapsamında gerekli yetkilendirme ve güvenlik tedbirleri alınmış mıdır?
Çünkü sağlık verileri sıradan bürokratik evrak değildir.
İnsanların en mahrem kişisel verileridir.
Kamu otoritesinin görevi bu bilgileri mümkün olan en dar yetkilendirmeyle korumaktır. Taşeron personelin hangi kapsamda bu verilere eriştiğine ilişkin iddialar varsa, “sistem böyle çalışıyor” denilerek geçiştirilemez.
ÖNCE KENDİ SİSTEMİNİZİ AÇIKLAYIN
SHGM’nin son açıklamasında bir bakıma sorumluluğu adayın tercihine bırakan yaklaşım bana göre kabul edilebilir değildir.
Bir gence “İstersen şimdi havacılık sağlık muayenesine gir, ileride önüne çıkabilecek engeli öğrenirsin” demek çözüm değildir.
Devletin görevi gence tuzaklarla dolu bir yol gösterip sonunda “tercih senindi” demek değil; mesleğe giriş şartlarını daha yolun başında açık, anlaşılır ve birbiriyle çelişmeyecek biçimde belirlemektir.
ÖSYM başka bir şey söylüyor, üniversite başka uyguluyor, SHGM daha sonra farklı bir açıklama yapıyorsa bunun bedelini 18 yaşındaki gençler ve aileleri ödeyemez.
Hele konu pilotluk gibi eğitim maliyetinin son derece yüksek olduğu bir meslekse hiç ödeyemez.
Bu nedenle SHGM’ye soruyorum:
Bir adayın pilotluğa kesin olarak engel teşkil eden mevcut sağlık problemi varsa, bunu üniversiteye kayıt yaptırmadan önce öğrenmesini sağlayacak sistem neden tartışmasız ve bağlayıcı biçimde kurulmamaktadır?
SHGM’de havacılık tıbbı konusunda uzman hekim kadrosu neden yıllardır tartışma konusudur?
Sağlık mevzuatı ve uygulamalarında hekim olmayan taşeron personelin rolü tam olarak nedir?
Taşeron personelin pilotların ve diğer havacılık çalışanlarının e-Nabız/e-Devlet üzerinden sağlık verilerine erişimi var mıdır? Varsa bunun hukuki dayanağı, kapsamı ve denetim mekanizması nedir?
Ve en önemlisi:
Bugün üniversiteye kaydolmasına izin verilen bir genç, dört yıl sonra sağlık nedeniyle pilot olamayacağını öğrendiğinde kaybettiği yılların, harcadığı paranın ve yıkılan hayallerinin hesabını kim verecektir?
Havacılıkta emniyet, sorun ortaya çıktıktan sonra dosya hazırlamak değildir.
Emniyet, problemi daha yolun başında görüp önlemektir.
SHGM’nin asli görevi de tam olarak budur.
Yorumlar