SHGM Eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ndeki resmi ve kişisel belgelerin güvenliğiyle ilgili dikkat çeken iddiaları gündeme taşıdı. Erdağı, kurum dosyalarındaki bilgilerin sosyal medyaya ve basına nasıl sızdığının araştırılması gerektiğini belirterek erişim loglarının incelenmesi, yetkilerin sınırlandırılması ve kapsamlı bir idari soruşturma yapılması çağrısında bulundu.
İşte Erdağı'nın yazısı:
SHGM’DE RESMİ EVRAK GÜVENLİĞİ ALARM VERİYOR: DEVLETE EMANET EDİLEN DOSYALAR SOSYAL MEDYAYA NASIL DÜŞÜYOR?
Buradan doğrudan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’na, ilgili Bakan Yardımcısına ve Sivil Havacılık Genel Müdürü’ne sesleniyorum:
Bu mesele artık benim şahsi meselem olmaktan çıkmıştır.
Ortada çok daha ağır bir soru vardır:
SHGM’ye devletin namusu gibi emanet edilen resmi evraklar gerçekten güvende midir?
Yaşadıklarım ve uzun süredir kamuoyuna taşıdığım iddialar doğruysa, bugün Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünde yalnızca idari bir zafiyetten değil, son derece ciddi bir bilgi ve belge güvenliği probleminden söz etmek zorundayız.
Ben SHGM’den emekli olalı yaklaşık 17 yıl oldu.
Emekli bir kamu görevlisi olarak, mevzuatın izin verdiği sınırlar içinde havacılık sektöründe ticari faaliyette bulunmamın önünde herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır.
Nitekim yıllar önce bir finansörün desteğiyle bir hava taksi şirketi kurmaya çalıştım.
Ancak kuruluş aşamasında karşılaştığımız işlemler normal bir kamu bürokrasisinin sınırlarını aşacak ölçüde uzadı.
AOC devri ancak dönemin Ulaştırma Bakanı’nın devreye girmesinden sonra yaklaşık sekiz ayda, küçük bir uçağın AOC altına alınması yaklaşık bir yılda, benim yönetici olarak Form 4 onayım ise tam 18 ayda sonuçlandırıldı.
Bir havacılık işletmesini daha faaliyete geçmeden bu kadar uzun süre bekletirseniz, sermayeyi tüketirsiniz, teknik iflasa sokarsınız, yatırımcıyı kaçırırsınız ve işletmeyi fiilen çalışamaz hale getirirsiniz.
Biz de sonunda şirketi devretmek zorunda kaldık.
Fakat asıl vahim olan bundan sonra yaşandı.
DEVLETE VERİLEN EVRAK SOSYAL MEDYA MALZEMESİ OLAMAZ
Şirketin SHGM’de bulunan dosyasına erişimi olan bazı personelin, dosyada yer alan resmi belgeleri daha sonra sosyal medyada yazdığım yazıların altında aleyhime kullanarak yayımladığı veya basına servis ettiği görüldü.
Şimdi ben soruyorum:
Bir vatandaş veya şirket, devlet kurumuna verdiği belgenin yarın siyasi, kişisel veya sosyal medya tartışmalarında karşısına çıkarılmayacağından nasıl emin olacaktır?
Kamu görevlisinin önündeki dosya onun şahsi arşivi değildir.
Kamu kurumunun bilgisayar sistemi kimsenin kişisel istihbarat merkezi değildir.
Kamuya teslim edilen belge, birilerini susturmak, itibarsızlaştırmak veya cevap vermek amacıyla kullanılamaz.
Bunun adı “kurumsal iletişim” değildir.
Bunun adı, devletin kendisine emanet ettiği bilgiye karşı ağır bir sorumsuzluktur ve bütün yönleriyle soruşturulması gerekir.
SON ÖRNEK: ÖZLÜK DOSYAMDAKİ BİLGİLER
Daha da vahimi, son dönemde personel biriminde bulunan özlük dosyamdaki bazı özel ve resmi bilgilerin, sosyal medyada yazdığım yazıların altına yazılan eleştiri ve yorumlarla birlikte dışarıya taşındığına şahit oldum.
Bu mesele artık herhangi bir sosyal medya tartışmasının çok ötesindedir.
Çünkü bir kamu kurumundaki özlük dosyası dokunulmaz olması gereken alanlardan biridir.
Bugün benim dosyamdan bilgi çıkıyorsa yarın bir pilotun sağlık bilgisi, bir şirket yöneticisinin soruşturma dosyası, bir havayolunun ticari bilgisi, bir denetim raporu veya uluslararası yazışma da çıkabilir.
İşte asıl tehlike budur.
SHGM sıradan bir kamu kurumu değildir.
Elinde havayollarına, pilotlara, teknisyenlere, havaalanlarına, güvenlik süreçlerine, denetimlere, kazalara, uluslararası yazışmalara ve şirketlerin ticari faaliyetlerine ilişkin binlerce kritik belge bulunmaktadır.
Böyle bir kurumda bilgi güvenliği “personelimize güveniyoruz” anlayışına bırakılamaz.
Kimin hangi dosyaya, hangi tarihte, hangi saatte girdiği; neyi görüntülediği, indirdiği, yazdırdığı veya başka ortama aktardığı sistem üzerinden tespit edilebilir ve edilmelidir.
SAYIN BAKAN, BU İDDİALAR ARAŞTIRILMAYACAKSA NE ARAŞTIRILACAK?
Buradan özellikle Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına soruyorum:
Ben bu konuyu defalarca gündeme getirdiğim halde neden kapsamlı bir idari soruşturma yapılmadı?
İddialarıma konu belgeleri kim görüntüledi?
Kim yazdırdı?
Kim kurum dışına çıkardı?
Dosyalara erişen personelin elektronik log kayıtları incelendi mi?
İncelendiyse sonuç nedir?
İncelenmediyse neden incelenmedi?
Özellikle enson olarak benim özlük dosyama Personel Müdürü İbrahim Eriş'in ve onun bildiği personelin girdiğini ben çok iyi biliyorum., Kurum içerisindeki çok sayıda bilgi ve sisteme erişebildiği belirtilen Emre Akben ve söz konusu dosyalara erişimi bulunan diğer personelin erişim kayıtlarının, hiçbir kişiyi peşinen suçlu ilan etmeden, bağımsız bir idari incelemeye tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu personelin ve benzer şekildeki personelin bu tür bilgilere erişiminin mutlaka kısıtlanması gerekmezmi?
Burada talep ettiğim şey kimsenin peşinen mahkûm edilmesi değildir.
Tam tersine, iddiaların teknik kayıtlarla araştırılması ve gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.
Eğer bu kişilerle ilgili iddialar doğru değilse kayıtlar onları da aklayacaktır.
Ama doğruysa bunun üzeri örtülemez.
Genel Müdür Kemal Yüksek'in KDM ORG'un gizliliğine gösterdiği çok özel itimamı vatandaşın bilgileri için neden göstermediğini sorgulamak gerekmezmi. Bu tür yasadışı davranışta bulunan personelin bunları genel müdüre yaranmak için yaptığı çok açık.
21 GÜNDE VERİLEN BİR YAZIYLA “DİJİTALLEŞME” ÖVÜNCÜ OLMAZ
İşin bir başka düşündürücü tarafı da SHGM’nin yıllardır kamuoyuna anlattığı “dijital dönüşüm” söylemidir.
Yurt dışına çıkmam gerektiği için süresi dolan yeşil pasaportumu yenilemek amacıyla nüfus müdürlüğüne sunmak üzere yalnızca “SHGM’den emekli olmuştur” şeklinde bir resmi yazı talep ettim.
Bunun için dilekçe verdim.
CİMER’e iki kez başvurmak zorunda kaldım.
Sonuç?
Bir kurumun birkaç dakikada doğrulayabileceği bu yazıyı 21 gün sonra alabildim.
Şimdi soruyorum:
Her fırsatta dijitalleştiğini anlatan, bu projeler için yıllardır yüzlerce personel emeği kullanan ve sektörden toplanan milyonlarca liralık kaynakların harcandığı bir kurum, eski personelinin emeklilik bilgisini neden 21 günde doğrulayabiliyor?
Daha vahimi, neden bu bilgiyi elektronik ortamda doğrudan Nüfus ve Vatandaşlık İşleri sistemine aktaramıyor?
Eğer bir kurum kendi arşivindeki tek satırlık bilgiyi 21 günde vatandaşa verebiliyorsa orada dijitalleşmeden önce konuşmamız gereken şey kamu hizmetinin etkinliğidir. 21 günde aldığım yazıyı Nufus İdaresine iletmemi müteakip işlerim 20 dakikada halledildi.
Dijitalleşme ekran yapmak değildir.
Dijitalleşme vatandaşa yeni ücret kalemleri çıkarmak değildir.
Dijitalleşme sunumlarda grafik göstermek değildir.
Gerçek dijitalleşme; işlemi hızlandırır, bürokrasiyi azaltır, belge güvenliğini artırır, erişimi kayıt altına alır ve yetkisiz erişimi engeller.
Aksi halde ortada dijital devlet değil, sadece dijital vitrin vardır.
ASIL SORU: SHGM’DEKİ BİLGİLER KİMİN KONTROLÜNDE?
Bugün SHGM yönetiminin cevaplaması gereken soru budur:
Kurumun elektronik ve fiziki arşivindeki hassas bilgilere kimler erişebiliyor?
Taşeron personelin erişim yetkisinin sınırı nedir?
Personel özlük dosyaları hangi güvenlik sınıfında tutuluyor?
Erişim logları ne kadar süre saklanıyor?
Yetkisiz görüntüleme için otomatik alarm sistemi var mı?
Dosyadan çıktı alan personel tespit edilebiliyor mu?
USB, e-posta, ekran görüntüsü ve harici veri aktarımı konusunda hangi önlemler uygulanıyor?
Görev tanımı gereği ihtiyacı bulunmayan personel kritik verilere ulaşabiliyor mu?
Bu soruların cevabı kamuoyuna açıkça verilmelidir.
Çünkü burada artık bir kişinin dosyası değil, devletin kurumsal hafızasının güvenliği tartışılmaktadır.
Nasıl oluyorda 21 gün sonra bana verilen yazıya müteakip dosyamdaki özel bilgiler aleyhime kullanılacak şekilde tahrif edilerek basına servis edilebiliyor bu ne sorumsuzluktur.
GEREĞİ YAPILMALI
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından beklentim nettir:
İddialara konu dosyaların erişim logları geriye dönük olarak incelenmeli, kimlerin hangi belgelere ulaştığı tespit edilmeli, fiziki ve elektronik belge güvenliği bağımsız biçimde denetlenmeli, görev gereği erişim ihtiyacı bulunmayan personelin yetkileri derhal sınırlandırılmalı ve kişisel veya resmi bilgileri kurum dışına çıkardığı tespit edilenler hakkında gerekli idari ve hukuki işlemler yapılmalıdır.
Bu inceleme yalnızca benim dosyamla da sınırlı tutulmamalıdır.
Çünkü mesele Oktay Erdağı değildir.
Mesele şudur:
Devletine güvenerek SHGM’ye evrak teslim eden binlerce vatandaşın, pilotun, şirketin ve çalışanın bilgileri gerçekten güvende midir?
Sayın Bakan,
Bir devlet kurumuna teslim edilen belgenin namusu devlete emanettir.
O belgeyi koruyamıyorsanız kurumun en temel sorumluluklarından birini yerine getiremiyorsunuz demektir.
Ve şunu özellikle vurgulamak isterim:
Vatandaşın devletine verdiği evrak, devletin kasasında kalmalıdır; sosyal medya hesaplarında değil.
Bu kadar ciddi iddialar defalarca dile getirildiği halde hâlâ etkin bir soruşturma yapılmıyorsa, artık yalnızca belgeyi dışarı çıkaranın değil, bu zafiyeti bildiği halde önlem almayanların sorumluluğu da tartışılmalıdır.
Çünkü kamu yönetiminde bazen en büyük kusur, yanlış yapanı görmemek değildir.
Görüp de gereğini yapmamaktır.
Yorumlar