Muhterem Hâkim Bey,
İlk işe girdiğimiz günlerde elimize bir kâğıt geçti. Çalışma Hayatının Kalitesi’nin tarifi yazılıydı üzerinde. Bu sektörde normalde işler böyle yürüyecektir, zaten etik de budur dediler. Eh bizlerde mevcutlar için de en modern ve son teknolojinin uygulandığı bir sektörde işe girmiştik. Anlaşılan yaşamımıza bundan böyle “Kalite” girecek diye geçirmiştim içimden. Sevinmiştim tabii ki. Eve gidince kitaplara ve internet’ e baktım. Bu tarifin benzeri oralarda da kayıtlıydı. Demek ki tarif ciddiydi. O gece heyecanla bu kâğıdı defalarca okudum. Hazmedene kadar. Her şey ne kadar da doğru ve anlaşılabilir yazılmıştı. Keşke hazmetmez olaydım. Size verdiğim savunmamda o kâğıtta yazılı maddeleri koyu renkle belirginleştirdim. Dikkatinizi çeksin diye.
İnsanlar Çalışma Hayatının Kalitesi ile ilk kez 1880’lerde tanışmış. Sene 2013 ve tam 133 yıl sonra şikâyetçi olduk ve ne yazık ki biz Çalışma Hayatımızdaki Kalitesizliği anlatabilmek üzere, huzurunuza tekrar geldik Hâkim Bey. Suçumuz “ Eğer kalite bu kâğıtlarda yazılı olanlar ile belgeleniyorsa, bizimkiler kaliteyle hiç tanışmamış” demek. Biraz yüksek sesle söylemişim galiba. İşyeri hakkında yalan beyanda bulunmak diye bu kabul etmişler bu seslenişimi. İşten kovuldum. Hele aşağıdakileri bir okuyun. Artık karar sizin. Siz bilirsiniz Hâkim Bey.
“Çalışma Hayatının Kalitesi çalışmayı direkt veya endirekt etkileyen iş yapısı organizasyonu, ücretler, kazançlar, çalışma ortamı ve şartları, işlerin yönetim ve organizasyonu ve bu düzenlemelerde kullanılan teknoloji, işçi tatmini ve motivasyonu, istihdam güvencesi, sosyal adalet ve sosyal güvenlik, eğitim gibi faktörleri bütünleştiren bir kavrammış. Başka bir deyişle “Çalışma Hayatının Kalitesi “ mantığı bir çalışanın hayatı boyunca ulaşabildiği maddi ve maddi olmayan değerlerin toplamını ifade edermiş. Ücret, çalışma saatleri, yan ödemeler, insan ilişkileri de dahil olmak üzere çalışan için itici bir güç olduğu açık olan tüm uygulamalar bu mantığın ön sıralarındaymış.” Öyle yazıyor.
Daha ilk baştan, işe girdikten üç sene sonra bu işin çetrefilli olduğunu ancak anladım, Hâkim Bey. Aldığım para, yan ödemeler vb. itici güçmüş ve de bunlar Çalışma Hayatı Kalite mantığının ön sıralarında yer alırlarmış. Bunların itici güç olduğu doğru’da, her nasılsa bu itici güç bizleri, hep geri geri itiyor. Öne itilen yok mu? Vardır mutlak, olmaz mı? Ama bu ben değilim. Arkadaşlarım da değil. Bizler geri geri giderek uçurumun kenarına kadar geldik. Sizi dinlerler, emir verinde şu itici güç Çalışma Yaşamı Kalitesindeki ön sıralardan hiç olmaz ise arkalara geçsin. Bizler de daha aşağıya, uçuruma itilmeyelim bari. Bu bize yeter. Başka bir şey isteyecek mecalimiz kalmadı artık.
“Kuruluşlarda Çalışma Hayatı Kalitesinin geliştirilmesinin iki temel amacı varmış. Birincisi çalışanların tatmini ile işletmenin verimliliğinin ve dolayısı ile kurum karının artışının sağlanmasıymış bunlar”.
Doğrusunu isterseniz ikincisini ve de bunun önemini çok yakından biliyoruz ama çalışanın tatmini ne demek onu pek anlayamadım. Sanki bizi, çalışanı düşünen, bizlerin tatmin olup olmadığımızı merak eden birileri mi var ki? Yine de öyle diyorlarsa doğru olmalı. Dediklerine göre böyle birileri de vardır mutlak. Bana inanınki ben onu hiç görmedim ve de tanımadım Hâkim Bey. Hatta varlığını hissetmedim bile. Acep bu düşünceli, insan kim ola ki? En iyisi siz bunu başkalarına da sorun isterseniz. Belki onlar tanımışlardır.
“Şeffaf yönetim, çalışanın işe direk katılımı, iş tariflerinin becerilere göre yeniden oluşturulması, teknolojinin insan Kaynaklarını geliştirici yönde seçimi ve kullanımı, ücret ve ücret dışı teşvik programlarının oluşturulması, güvenilir bir çalışma ortamı ile İstihdam güvenliğinin sağlanarak, çalışanlara sürekli eğitim imkânı sunulması ile çalışanın Kuruma güveninin pekiştirilmesi hususlarını kapsarmış.”
Çalışma Hayatının Kalitesi’nin için de başka neler var diye sordum. Eksik kalmak istemedim. Sağ olsunlar tamamladılar bilgi eksikliğimizi. Baktık. Diğer notta yazılı olmayan bir şeyler vardı bu kâğıtta. Çoğunun yabancıyız bunların Hâkim Bey. Vallahi ne rastladık ne de gördük, görüştük. Bunda sıralananlar “Çalışma Hayatı Kalitesinin” yandaşları imiş. Listeden eksikliğiniz varsa söyleyin dediler. İki ucu pis bir değnek sanki. Hangisi tamam da, ben eksikleri söyleyeyim çıkıştıramadım. Bunların topu eksik desem işten bir daha atarlar. Hani iki kez ölmek misali. Mecbur eksik yok dedim. Bu kez de açtığım davayı kaybettim. Ne yapayım bilmiyorum. Sen bana doğru yolu göster Hâkim Bey.
“Çalışanlara bekledikleri iş güvencesinin sağlanması, işletmelerin topluma karşı yerine getirmeleri gereken bir sorumluluk olup, bu genelin kabullendiği bir görüşmüş."
Siz buna inanıyor musunuz bilemem Hâkim Bey? Bu genel kabul dedikleri şey nedir ki? Bunu da 133 sene önce mi kabul etmişler? Kim kabul ettiyse bizimkilere bunu anlatmamış o zamanlarda. Unuttular belli ki. Belki de başkalarına karşı sorumluluk nasıl duyulur onu bilmiyordur bizimkiler. Kim bilir? Ben güvende olursam, şirketim topluma karşı görevini getirmiş olacak. Kulağa hoş geliyor ama bize boş geldiğini söylesem kızmazsınız bana değil mi Hâkim Bey. Eğer bu doğru ise neden toplum bize karşı sorumluluklarını yerine getirmiyorlar diye bunları toparlayıp sizin önünüze getirmez ki?
“ Çalışma Hayatı Kalitesini etkileyen çalışma koşullarından biri de işletme içinde meydana gelen her türlü çatışmanın giderilmesinde esas olan yönetmeliklermiş. Ve de bunlar bir anlamda Kuruluşun adalet sisteminin omurgasıymış.”
Demek ki bizde mevcut olan bu yamukluk omurgadan geliyormuş Hâkim Bey, Teşhis doğrudur mutlak. Ama dayımın oğlunun omurgasına on çivi taktılar ameliyatla. Yine de düzelmedi yürüyüşü. Halen iki büklüm adım atıyor. Akıntı çağanozu gibi ilerliyor, yan yan. . Bu omurga denen şeyin yenisini alıp onu hepten değiştirtmem mümkün mü? Belki de omurgasız olsam daha iyi ama buda bana göre değil galiba? Ama bakıyorum da omurgası olmayanlar dümdüz yürüyor ve ilerliyorlar. Ben, ne yapayım bilemedim.Yine de hazır omurga varsa, sipariş verip benimkini değiştirelim derim. Benim doğru yürüyebilmem bu işletmenin omurgasına bağlı ise, ben ömür boyu özürlü kalacağım demektir. Bunu göze alamıyorum. Ya İşletmenin omurgasını değiştirin, ya da benimkini Hâkim Bey. Beni bu sakatlıktan kurtarın ne olur..
“Adil değerlendirme sistemi varmış. “ Bu sistem, kişinin şikâyetinin tarafsız bir şekilde ilgiliye iletilmesi ve konunun her iki taraf açısından adil olarak değerlendirilmesiymiş ve de bu konu, çalışanların işten çıkarılması ve dolayısı ile iş güvencesi konusu ile yakından ilgiliymiş. Çalışanların hakkında, herhangi bir karar alınırken bunda keyfi veya hissi yönelimlerin rol oynamaması çalışan haklarının korunması açısından da bu çok önemliymiş.
Tarif böyleymiş. Kim tarafından yazıldığını bilmediğimiz tariflere itirazımız olmaz. Ama mademki bu tarif doğrudur da, bizim ………….işten neden atıldı ki. Bunun birçok örneği var. Hem de sizin yüce katınızdan da geçmiş, haklarında hüküm verilmiş ve şikâyetini haklı bulduğunuz örnekler. Siz bunların hepsini bilirsiniz. Şimdi onları sıralayıp vaktinizi almayayım. Acep bizle alay mı ediyorlar. Keyfi karar verenlere bir şey olmuyor ki Hâkim Bey. Aslında kimsenin benim hakkımı, hukukumu düşündüğü yok ki? Şirket mahkemesinde ne söylenirse söylensin, çarkın kimi ezdiği / ezeceği zaten belli. Güveneceğimiz iki olgu tabii ki var. Önce Allah daha sonra siz. Kararı alanlar ve de nasıl karar alınmasının beklendiğini talimaten söyleyenler ortada. Huzurunuzda gülmek ayıp olur ama “çalışanın hakkını korumak” sözü komik geliyor artık bize.
“Günümüzde kuruluşların adalet sisteminin, bireyle ilgili kanıtlanmamış hiçbir iddiayı karar mekanizmasına etki etmeyecek kadar sağlam, gerçekçi ve tarafsız olduğu” gibi kelamlar ediyorlar.”
Bunlar ne demek ki? Bizden hiç görmediğimiz hiç yaşamadığımız şeylere inanmamızı istiyorlar Hâkim Bey. Yaşadıklarımızdan sonra işten atılırım korkusundan soramadım hiç. Ama size güvenirim. Siz Devletsiniz. Acep Adalet dedikleri her kim ise bizim şirketi idare edenler onu tanımıyorlar mı? Hiç gelmemiş mi bizim tarafa? Hani bir heykel var ya. Adaletin simgesi. Bizim işletmede bulunan gözleri bağlı ve elinde terazi bulunan kadın heykeli bile gördüklerinden sonra sanki canlandı. ( ………) ‘iş işten atıldığının ertesi günü gördük ki, adaletin simgesi dedikleri heykel elindeki teraziyi yere atmış. Gözlerini kapatan bez parçası da yerdeydi. Heykeli kaldırıp kimsenin görmeyeceği bir yere kaldırdılar.. Onun yerine ne heykeli mi geldi. Tabii ki bize daha uygunu getirdiler. Siz büyüksünüz, söyleyemem Hâkim Bey.
“Yöneticilerin çalışanları ile ilgili olarak aldıkları keyfi, çalışana hiçbir söz hakkı veya kendini savunma şansı tanımadan karar almanın, günümüzde uygulanabilirliğini yitirdiğini “ anlatıyor bu kâğıdın üzerindeki not. “
Biz bu konuda çok ilerdeyiz Hâkim Beyim. Önceden karar verip sonra çalışandan savunma isteyenler bile var bizde. Bize o kadar yakınlar, o kadar içimizdeler ki, sorsalar ne söyleyeceğimizi bile gözü kapalı biliyorlar. Aklınıza bir şey gelmesin. Bize güvenlerinden yazıp çizmeyi sonraya bırakıyorlar o kadar. Her zamanki gibi kötü bir niyet yok. Doğrusunu isterseniz onların sıraladıklarının içindekiler arasında neyi yitirdiğimizi ben bilmiyorum. Bana, çalışana sorarsanız yitirilen tek bir şey var. O da bizleriz Hâkim Bey. Hani “ Var gibi yok “ derler ya. İşte durumumuz, çalışanların hali bu minvaldedir.
“Çalışan haklarını desteklemek amacı ile, işletmeler yöneticiler ile astları arasında meydana gelen çatışmaları çözmek için çeşitli mekanizmalar geliştiriyorlarmış. Bu sistemler kontrol ve dengenin sağlanmasında etkin rol oynarmış. Sorun ve şikâyetlerin değerlendirilmesi konusundaki standartların açık olarak belirlenmiş olması ve bunların çalışanlarca da bilinmesi, eşitliği ve ne şekilde olursa olsun çalışan haklarının ihlal edilmemesini sağlarmış. Ayrıca, çalışanların kendileri hakkında keyfi kararlar alınmayacağını bilmeleri kendilerini güvende hissetmelerine neden olurmuş “
Hâkim Beyim; yönetici ile ast’ı arasında vuku bulan olayın sebebini araştıran yokta, sonuçta hatalı çıkacak taraf zaten baştan belli. Tabii verilecek olan ceza da. Allah versin herkesi sonu iyi olsun olmasına da, benimle patronun yakını olan ( x ) hanımın aynı terazi ile tartılacağımıza mı inanmam gerekiyor şimdi? Beni bırakın da buna siz inanıyor musunuz Hâkim Bey? İşyerinde bunu söylesem herkes bana güler. Adım da affedersiniz yalakaya çıkar. Allah kimsenin keyfini kaçırmasın. Bu keyif içindeki adamlardan başkaları hesabına keyifli olacak bir şey beklemek pek akıllı işi değil. Hele hele bunca yaşadıklarımızdan sonra.
“Çalışanlarla ilgili konuların önceden belirlenmiş yönetmelikler dâhilinde çözüme ulaştırılması, çalışanların görev yaptıkları kuruma duydukları güven’i hali ile geliştirirmiş. “ diyorlar.
Bu belki doğru olabilir. Ama Yönetmelik denilen her nasıl bir yazı ise, bunlar kendi yazdıklarına uymazlar ki. Ben şahit oldum. Bir iş vardı. Yukarıdan öyle değil, böyle yapın dediler. Emir, yönetmeliğe uymuyordu. Bunu söyledim tabii ki. En yetkili ve en etkili, onu da ben imzaladım. Yenisini dediğim gibi yazın, getirin onu da imzalayayım, yönetmelik her neyse ona da uysun bari dedi. Üst katın yan penceresinden yönetmeliklere bakış zaviyesi işte böyle. Yönetmelik denilen buysa, zırt, pırt keyfe göre değiştiriliyorsa, bu kelamlar beni nasıl korur ki? Sizce bu mümkün mü? Bu durumda güven duygusunun gelişmesinden vazgeçtim. Güven azalıyor demek bile doğru değil, Kurumlara güven kalmadı gitti ve bitti. Bunun da kabahati bizde mi Hâkim Bey?
“Bu yöntemin çalışan haklarının ihlalini engelliyor olması iyi niyetli işletmeler tarafından kullanımını artırıyormuş. Zira çalışanlarının haklarına saygılı ve adil olmak, işletmelerin sosyal yönden de başarılı olabilmelerinin en büyük ölçütlerinden biriymiş.” Çalışma Hayatının Kalitesi’nin tarifinde bu böyle yazıyor.. Kim dediyse iyi demiş. Doğruluğuna el basarım bu sözün. Peki, Hâkim Bey, siz hele bana bir yol söyleyin. Çalışanlarının haklarını ihlal ediyor diye adı, şanı lekelenen hiçbir kuruluş duydunuz mu siz? Veya benzeri bir karar verdiniz mi? Var da biz mi duymadık yoksa. Çalışanı işten atıyorlar. Size geliyor çaresiz. Davacıyı haklı bulup işe iade kararı veriyorsunuz. Haksız olan işveren iki maaş verip yine kapı dışarı gönderiyor kendini dava edeni. Adamın haklılığı nerede kalıyor bilmem? Sosyal yönden başarı dedikleri acep böyle mi kazanılıyor? Eğer öyleyse paranın gücü her işi hallediyor diyeceğim ama ilk mahkemeyi de bu tür sözler sarf etmekten kaybettim. Korkarım bu defa. Sen büyüksün Hâkim Bey, soracağım yine de. Yoksa adaletin terazisinde bizim anlayamadığımız bir sıkıntı veya arıza mı var? Neden bizim bir kilomuz, bu teraziye konunca hep 587 gram gelsin ki. Belli ki var bir şey. Oynamışlar bu terazinin ayarı ile Hâkim Bey.
“Rekabet ortamında ayakta kalmak ve büyümek isteyen işletmeler ve etkili hizmet sunarak varlığını karlılıkla sürdürmek isteyen kurumlar, öne çıkan insan faktörünün kendileri için öneminin farkında olmalıymışlar. İnsan bir maliyet unsuru olarak değil, organizasyonlarının vizyonunu oluşturacak ve bu vizyona giden yolda karşılaşılacak engellerin aşılmasında en önemli faktör olarak görülmeliymiş ve bu yolda etkin bir şekilde katkı sağlayabilecek bir çalışma ortamının oluşturulması şartmış diyorlar.
Ne de güzel söylemişler Hâkim Bey. Güzel de sizce çalışanı vizyona ulaşmanın en önemli faktörü olarak gören bir kuruluş çalışanına böyle mi davranır? Ya bu söz yanlış, ya da kuruluşların birbirine benzer vizyonlarında yazılı olan şeyler yalan. Yazıya, çiziye bakarsak her şey çok güzel. Hani, bazı çalışmalar görsünler diye, şekil şartını yerine getirmek için yapılır ya. İşte o misal.
“Özetle, çalışma yaşamının kalitesini etkileyen organizasyon içi davranış ve uygulamalar genel olarak aşağıdaki gibi sayılabilir diyor bu çalışma. İş güvencesi, uygun ve insancıl fiziki çalışma koşulları, insancıl çalışma süreleri, parasal ve parasal olmayan adil özendirici sistemler, mesleki eğitim, görevde yükselme olanakları, katılımcı yönetim uygulamaları vb.”
Evet, hepsinin, tüm anlattıklarımız kısa ifadesi bu deyiştedir Hâkim Bey. Zaten yukarıda yazdığım maddeler bunların içinden çıkmış. Bütün anlattıklarımdan sonra bunlar için de bir şeyler söylemem gerekir mi, bilemiyorum? En iyisi mi siz bunları bir yol başka çalışanlara sorun Hâkim Bey. Şayet işten atılmaktan çekinmez veya bunu göze alırlarsa bir ihtimal doğruyu söyleyeceklerdir.
Bu iş çok uzar Hâkim Bey, Dilekçe de uzun oldu. Çalışma Hayatının Kalitesi tarifinde yazılı diğer konuları bir daha ki celsede anlatsam olur mu? Akçeli konulara şimdi girersek, içinden çıkmanın mümkünü yok.
Bu konuda size başka bir diyeceğim yok Hâkim Bey.
Doluya koyduk, olmadı. Boşa koyduk dolmadı.
Biz ne yapalım ki? Şaşırdık kaldık.
Adalet sizsiniz.
Karar da sizin.
Yorumlar Tüm Yorumlar (12)