Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, Türkiye’nin bakım, onarım ve revizyon (MRO) alanında sahip olduğu potansiyele dikkat çekerek, ülkenin doğru yatırımlar, güçlü insan kaynağı ve uluslararası standartlarla bölgenin önde gelen MRO merkezlerinden biri haline gelebileceğini belirtti.
Erdağı, havacılıkta yalnızca uçak üretmenin ya da işletmenin yeterli olmadığını vurgulayarak, uçakların güvenli şekilde operasyonda tutulmasını sağlayan bakım ve teknik altyapının da stratejik öneme sahip olduğunu ifade etti.
“MRO yalnızca hangar demek değildir”
Erdağı, Türkiye’nin MRO alanındaki hedeflerinin yalnızca büyük bakım hangarları inşa etmekle sınırlı kalmaması gerektiğini belirtti.
Uçak gövde bakımından motor revizyonuna, komponent onarımından test ve kalibrasyona, yazılım sistemlerinden malzeme yönetimine kadar birbirini tamamlayan geniş bir ekosisteme ihtiyaç olduğunu kaydeden Erdağı, yerli tedarikçiler, üniversiteler, meslek liseleri, bakım kuruluşları ve düzenleyici kurumların ortak bir hedef doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini savundu.
Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki havacılık mirasına dikkat çekti
Türkiye’de havacılık sanayisi fikrinin yeni olmadığını belirten Erdağı, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Kayseri’de kurulan TOMTAŞ, Eskişehir’de oluşturulan bakım altyapısı ve Etimesgut’taki Türk Hava Kurumu uçak fabrikasını hatırlattı.
Bu girişimlerin Türkiye’nin yalnızca uçak satın alan değil, kendi uçağını üreten, bakımını yapan ve teknik personel yetiştiren bir ülke olma iradesini ortaya koyduğunu ifade etti.
Erdağı, bu tarihsel birikimin bugünkü MRO hedefleri açısından önemli bir kurumsal hafıza oluşturduğunu belirtti.
JAA üyeliği vurgusu
Türkiye’nin 4 Nisan 2001 tarihinde JAA’ya tam üye kabul edilmesini de önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiren Erdağı, bu süreçte bakım kuruluşları, personel lisansları, sağlık sertifikaları ve eğitim sistemlerinin ortak Avrupa standartlarına yaklaşmasının sektöre önemli deneyim kazandırdığını söyledi.
JAA’nın günümüzde faaliyet gösteren bir düzenleyici yapı olmadığını, görevlerinin önemli bölümünün zamanla EASA sistemine geçtiğini hatırlatan Erdağı, Türkiye’nin bugün EASA sisteminin dışında kalmasının ise sivil havacılık açısından dezavantaj yarattığını savundu.
Turkish Technic, myTECHNIC ve Pegasus yatırımlarına dikkat çekti
Türkiye’nin halihazırda önemli bir bakım altyapısına sahip olduğunu belirten Erdağı, Turkish Technic’in uçak ve komponent bakımındaki kapasitesine dikkat çekti.
Rolls-Royce ile İstanbul Havalimanı’nda kurulması planlanan motor bakım tesisinin 2027 sonunda faaliyete geçmesinin hedeflenmesini önemli bir fırsat olarak değerlendiren Erdağı, bu yatırımın Türkiye’nin motor bakım kabiliyetini güçlendirebileceğini ifade etti.
Sabiha Gökçen Havalimanı’ndaki myTECHNIC tesisinin de Türkiye’nin önemli MRO merkezlerinden biri olduğunu belirten Erdağı, Pegasus’un devreye aldığı yeni bakım merkezinin dar gövdeli uçaklarda üs bakım ve boya kapasitesini artırdığını söyledi.
Antalya Havalimanı’nda Southwind Airlines için yapımı süren bakım hangarı yatırımını da örnek gösteren Erdağı, Türkiye’nin farklı meydanlarında bulunan genel havacılık bakım kuruluşlarının da toplam kapasiteye katkı sunduğunu ifade etti.
“MRO döviz kazandırır, istihdam yaratır”
Erdağı, Türkiye’nin MRO üssü haline gelmesinin yalnızca bakım gelirlerinin ülkeye kazandırılması anlamına gelmeyeceğini söyledi.
Yabancı havayollarının uçaklarının Türkiye’de bakıma girmesinin döviz girdisi, nitelikli istihdam, yan sanayi gelişimi ve teknik bilgi birikimi açısından önemli katkılar sağlayacağını belirten Erdağı, güçlü bir bakım altyapısının aynı zamanda dışa bağımlılığı ve tedarik zinciri risklerini azaltacağını kaydetti.
İnsan kaynağı kritik önemde
Türkiye’nin coğrafi avantajının tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Erdağı, yetişmiş teknisyen ve mühendis kapasitesinin MRO hedefinin temel unsurlarından biri olduğunu söyledi.
SHY-147 kapsamındaki eğitim süreçleri ile SHY-66 kapsamındaki lisans ve tecrübe şartlarına dikkat çeken Erdağı, teorik eğitim ile gerçek bakım ortamındaki uygulama arasındaki bağın güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Öğrencilerin modern uçak ve motorlarla çalışabilecekleri atölyelere, güncel ekipmana, kaliteli staj imkânlarına ve tecrübeli eğitmenlere ulaşabilmesi gerektiğini belirten Erdağı, teknik İngilizce, dijital bakım sistemleri ve emniyet kültürünün de eğitim programlarının merkezinde olması gerektiğini savundu.
“Müşteri yalnızca coğrafyaya bakmaz”
Erdağı, Türkiye’nin Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika’ya yakınlığının önemli bir avantaj olduğunu ancak uluslararası müşterilerin yalnızca coğrafi konuma göre karar vermeyeceğini vurguladı.
Uluslararası kabul gören sertifikasyon, güçlü denetim, zamanında teslimat, kaliteli işçilik, rekabetçi maliyet ve güvenilir tedarik zincirinin MRO sektöründe belirleyici olduğunu ifade etti.
“Hedef ilan etmek yetmez”
Türkiye’nin MRO kapasitesini büyütürken motor ve komponent bakımında da derinleşmesi gerektiğini belirten Erdağı, yerli tedarikçilerin güçlendirilmesi ve teknisyen eğitiminin sektörün gelecekteki ihtiyacına göre planlanması gerektiğini söyledi.
Erdağı, üniversiteler, meslek liseleri, bakım kuruluşları ve kamu otoriteleri arasında uzun vadeli bir insan kaynağı stratejisi oluşturulması çağrısında bulundu.
Erdağı, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Türkiye’nin küresel MRO üssü olması uzak bir hayal değil. Ancak bu hedef yalnızca büyük hangarlarla değil; yetişmiş teknisyen, güçlü tedarikçi, güvenilir denetim ve uluslararası müşteriye verilen sözün zamanında tutulmasıyla gerçekleşir. Gökyüzünde büyüyen Türkiye’nin, o gökyüzünü güvenle taşıyan bakım gücünü de aynı kararlılıkla büyütmesi gerekiyor.”
Yorumlar