Ortadoğu’da savaş çıktı. İran hava sahası karıştı. Rotalar uzadı. Yakıt maliyetleri tırmandı. İran/ İsrail ve ABD arasındaki savaş; havacılık sektörü son yılların en ağır operasyonel baskılarından birini yaşatmaya başladı.
Ve tam da böyle bir dönemde Emirates çıktı, çalışanına prim dağıtacağını açıkladı.
Yanlış duymadınız. Savaşın tam göbeğinde operasyon yapan, bölgesel riskten en fazla etkilenen şirketlerden biri olmasına rağmen çalışanına dönüp şunu dedi: “Bu başarıda sizin emeğiniz var.”
İşte çalışanları motive etmedeki yönetimsel motivasyon budur.
İşte kurumsal akıl budur.
İşte çalışanına değer vermek budur.
İşte uluslararası liderlik budur.
Çünkü bazı şirketler kriz döneminde önce çalışanını korur; bazıları ise önce tasarruf dosyasını açar.
Şimdi dönüp kendi ülkemize bakalım…
Türk Hava Yolları yıllardır “rekor kâr”, “tarihî başarı”, “küresel büyüme”, “dünyanın en çok noktasına uçan havayolu” söylemleriyle kamuoyunun karşısına çıkıyor. Süslü cümleler ile kamuoyunu yanıltmalar, devasa reklam bütçeleriyle PR yapmak başarı değildir. Bu gibi dönemlerde personele sahip çıkmakla yönetilmelidir şirketler.
Covid dönemlerine geri baktığımızda da personeli nasıl fedakarlık yaptığını biliyoruz. Ama gel gör ki personel hiç bunu yapmamış, hiç yokmuş gibi görülmekten yoruldu artık THY çalışanları.
Peki çalışan ne konuşuyor?
Verileceği söylenen ama hâlâ göremediği primleri…
Bitmeyen tasarruf tedbirlerini…
Yakıt ekonomisi adı altında sıkılaştırılan operasyonları…
Ve şimdi de kulislerde dolaşan pilot küçülmesi iddialarını…
İnsan sormadan edemiyor; Madem şirket bu kadar büyüdü, madem her platformda başarı hikâyeleri anlatılıyor. O halde bu başarıdan çalışan neden aynı ölçüde pay alamıyor?
Bakın dikkat edin; burada kimse şirket zarar ediyor demiyor. Kimse kriz yok demiyor.
Kimse maliyet baskısını inkâr etmiyor. Ama çalışan şunu sorguluyor; “Kriz varsa neden hep bana var?”
Tasarruf denince neden ilk akla personel geliyor? Motivasyon denince neden sadece sosyal medya videoları çekiliyor? Aidiyet denince neden hep çalışan fedakârlık yapmak zorunda bırakılıyor?
Bugün havacılık sektöründe en pahalı şey yakıt değildir. En pahalı şey motivasyon kaybıdır.
Bir pilotun şirkete olan güvenini kaybetmesi, bir teknisyenin aidiyet hissini yitirmesi…
Bir kabin memurunun geleceğe umutsuz bakması.
İşte asıl maliyet budur. Çünkü havacılık sadece uçakla yapılmaz, uçmakla hiç yapılamaz. O uçağın içini doldurmalısınız, o için içinde uçak kaptanın, kabin memurunun yüzünü güldürmelisiniz.
Ve insanlar artık şunu görüyor; Dünyanın bir tarafında şirket çalışanına savaşın ortasında prim açıklıyor, diğer tarafında ise çalışanlar “Acaba sırada kim var?” endişesiyle kulis takip ediyor.
İşte tehlikeli olan da budur. Çünkü korkuyla yönetilen yerde verim olmaz.
Aidiyet olmaz. Sadakat hiç olmaz.
Bir şirketin gerçek büyüklüğü filo sayısıyla değil, çalışanının yüzündeki ifadeyle anlaşılır.
Bugün sektör içinde konuşulan en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur:
THY yönetimi rakamlarla büyürken, çalışan tarafında oluşan duygusal kopuşu yeterince görebiliyor mu?
Çünkü insanlar artık sadece maaş bordrosuna bakmıyor. Kendisine verilen değere bakıyor.
Ve unutulmasın…
Bir şirketi uçaklar havada tutar… Ama çalışan ayakta tutar.
ANLAŞMAYI İPTAL EDİYORUM!
TAFA Genel Müdürü Fatih Ünalan hakkında sosyal medyada paylaşılan iddia oldukça dikkat çekici. İddiaya göre, çalışanlar için indirim anlaşması yapılan diş kliniğine randevusuz gidiliyor, içeride başka hastaların olduğu söylenince de “yardımcı olmuyorsanız anlaşmayı iptal ediyorum” deniliyor. Ardından anlaşmanın telefonla sonlandırıldığı belirtiliyor.
Eğer olay anlatıldığı gibi yaşandıysa burada mesele bir diş randevusu değil, makam gücünün nasıl kullanıldığı meselesidir. Çünkü yöneticilik; insanlara “ben kimim biliyor musun” hissi vermek değil, temsil ettiği kuruma yakışır şekilde davranabilmektir.
Yorumlar