01 Haziran 2026, Pazartesi
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Serdar BAŞAĞAOĞLU [email protected]

Bayram geçti, şimdi aynaya bakma zamanı

Kurban Bayramı geride kaldı.

Önce hakkı teslim edelim...

Bu bayramda Türk havacılığı sınavı başarıyla verdi.

İstanbul Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Antalya Havalimanı başta olmak üzere İzmir'den Ankara'ya, Samsun'dan Çukurova'ya kadar havalimanlarımız milyonlarca yolcuyu ağırladı.

Ne uzun kuyruklar gördük.

Ne sistem çöküşü yaşadık.

Ne de sosyal medyayı ayağa kaldıracak büyük bir kriz...

Kolay mı?

Değil.

Çünkü havalimanı dediğiniz yer beton bina değildir.

Binlerce insanın aynı anda nefes aldığı dev organizmadır.

Bir tarafta hava trafik kontrolörü...

Bir tarafta apron görevlisi...

Bir tarafta güvenlik personeli...

Yer hizmetleri...

Polis...

Pasaport...

Temizlik görevlisi...

Kabin ekipleri...

Pilotlar...

Kısacası görünmeyen binlerce kahraman...

Bu yüzden önce teşekkür etmek lazım.

Çünkü eleştirmeyi seviyoruz ama iyi yapılan işi alkışlamayı bazen unutuyoruz.

Fakat...

Bayram bitti.

Şimdi biraz da madalyonun diğer yüzüne bakalım.

Çünkü pistler dolu diye sektörün tamamı iyi gidiyor sanmayın.

Uçaklar doluyor olabilir.

Ama oteller aynı şeyi söylemiyor.

Turizmciler aynı şeyi söylemiyor.

Esnaf aynı şeyi söylemiyor.

Ve rakamlar da her zaman manşetlerdeki kadar mutlu görünmüyor.

Son günlerde ortaya atılan bir iddia dikkat çekici.

Türkiye genelinde yaklaşık 1500 otelin satışta olduğu söyleniyor.

Elbette bu rakamın detaylarını, nedenlerini ve gerçek boyutunu sektörün tüm paydaşlarının konuşması gerekir.

Ama şu soruyu sormak zorundayız:

Madem her şey bu kadar iyi...

Neden bu kadar çok işletme satış tabelası asıyor?

Bakın...

Turizm yalnızca turist sayısından ibaret değildir.

Asıl mesele kaç kişinin geldiği değil...

Ne kadar harcadığıdır.

Otelin para kazanıp kazanmadığıdır.

Restoranın ayakta kalıp kalmadığıdır.

Çalışanın maaşını ödeyip ödeyemediğidir.

Elektrik faturasını çıkarıp çıkaramadığıdır.

Bugün birçok işletme döviz gelirleriyle Türk lirası maliyetleri arasında sıkışmış durumda.

Personel giderleri artıyor.

Enerji maliyetleri artıyor.

Kira artıyor.

Gıda maliyetleri artıyor.

Vergiler artıyor.

Yakıt artıyor.

Ama gelir aynı hızla artmıyor.

İşte tehlike burada başlıyor.

Turizm, havacılığın yakıtıdır.

Turist gelmezse uçak dolmaz.

Uçak dolmazsa hat açılmaz.

Hat açılmazsa şehir kazanmaz.

Şehir kazanmazsa ekonomi küçülür.

Bu kadar basit.

Bu yüzden sadece havalimanı yapmak yetmez.

Turistin neden Türkiye'yi seçtiğini de sorgulamak gerekir.

Çünkü artık dünya çok rekabetçi.

Yunanistan bekliyor.

İspanya bekliyor.

Hırvatistan bekliyor.

Karadağ bekliyor.

Mısır bekliyor.

Bir tıkla rezervasyon değişiyor.

Bir sosyal medya paylaşımıyla rota değişiyor.

Kimsenin müşterisi garanti değil.

KARABORSA

Bir başka mesele de vize rezaleti...

Evet, rezalet.

Başka kelime bulamıyorum.

Düşünün...

Paranız var.

Biletinizi alacaksınız.

Otelinizi ayarlayacaksınız.

Ama önce randevu bulmanız gerekiyor.

Randevu bulabilirseniz...

Vizeye başvurabiliyorsunuz.

Başvurabilirseniz...

Belki vize alabiliyorsunuz.

Bu nasıl sistem?

Avrupa'nın yıllardır sürdürdüğü Schengen randevu karmaşası artık teknik bir sorun olmaktan çıktı.

Doğrudan ekonomik soruna dönüştü.

İddialara göre randevular botlar tarafından kapatılıyor.

Sonra karaborsada satılıyor.

300 Euro...

500 Euro...

Acilse 1000 Euro Belki 5000 Euro!...

İnsan sormadan edemiyor.

Bu sistem vatandaşa mı hizmet ediyor?

Yoksa birilerine yeni gelir kapısı mı oluşturuyor?

Bugün milyonlarca Türk vatandaşı Avrupa'ya gitmek isterken önce randevu peşinde koşuyor.

Turizm sektörü zarar görüyor.

Seyahat acentaları zarar görüyor.

Vatandaş mağdur oluyor.

Sonra da "neden başvuru sayıları düşüyor" diye şaşırıyoruz.

Transit

Gelelim son günlerin sosyal medya tartışmasına...

Sabiha Gökçen Havalimanı'ndaki transit uygulaması...

Bazı yolcular tepki gösterdi.

Bazıları sosyal medyada isyan etti.

Ama burada biraz sakin olmak lazım.

Dünyanın birçok havalimanında benzer uygulamalar var.

Uçağına saatler olan yolcuyu erkenden pasaport kontrolüne almak istemezler.

Çünkü içeride gereksiz yoğunluk oluşur.

Bekleme alanları dolar.

Pasaport alanları kilitlenir.

Operasyon zorlaşır.

Yani her uygulamanın arkasında bazen mantıklı operasyonel gerekçeler olabilir.

Burada asıl mesele uygulamanın kendisi değil.

Doğru anlatılıp anlatılmadığıdır.

Yolcu neden beklediğini biliyor mu?

Yeterince bilgilendiriliyor mu?

Yanlış yönlendiriliyor mu?

Sorulması gereken soru budur.

Çünkü havacılıkta kötü uygulama kadar kötü iletişim de kriz yaratır.

Ancak bana sorarsanız bu karar doğru bir karardır.

Velhasıl...

Bayramı sorunsuz geçirdik.

Bu güzel.

Ama sadece pistlere bakarak ekonomiyi okuyamayız.

Turizm bu sezon beklenen performansı göstermezse...

Turist farklı destinasyonlara yönelirse...

Oteller üzerindeki mali baskı artarsa...

Havacılık da bundan etkilenir.

Çünkü turizm ve havacılık aynı uçağın iki kanadıdır.

Birisi zayıflarsa diğeri de yükselemiyor.

Belki artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:

Turizm işletmelerinin üzerindeki vergi yüklerinin bir kısmı yeniden değerlendirilemez mi?

Maliyetleri azaltacak yeni destek mekanizmaları oluşturulamaz mı?

Çünkü mesele sadece bu sezonu kurtarmak değil...

Türkiye'nin gelecekteki rekabet gücünü korumak.

Aksi halde bugün dolu gördüğümüz terminallerin sessizliğini konuşmaya başladığımızda iş işten geçmiş olabilir.

Hepinize güzel bir hafta dilerim.

 

Serdar BAŞAĞAOĞLU

[email protected]

 

 

Bayram geçti, şimdi aynaya bakma zamanı

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000