02 Kasım 2026, Pazartesi
Ali KIDIK
Ali KIDIK [email protected]

Tasarrufu Çalışanın Cebinde Aramayın…

THY ve iştiraklerinde ikramiyelerin geleceğine ilişkin iddialar, çalışanların yıllık kazancı açısından ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Dört ikramiyenin kaldırılıp yerine yüzde 10 ücret artışı verilmesi, zam değil gelir kaybıdır. Çalışanın alın teri, bordrodaki rakamlarla oynanarak azaltılamaz.

Türk Hava Yolları ve iştirakleri şekli olarak büyürken, bu büyümenin arkasındaki çalışanların geçim şartlarını da konuşmak zorundayız. Uçak sayısı, yolcu rekorları ve yeni hatlar kadar, o operasyonu her gün ayakta tutan insanların hayatı da önemlidir. Gece gündüz çalışan, bayramda ailesinden ayrı kalan, karın altında, yağmurda ve sıcakta görev yapan insanların kazancı yalnızca bir maliyet kalemi olarak görülemez. Şirketin başarısını anlatırken çalışanı öne çıkarıp tasarruf hesabında ilk onun gelirine yönelmek kadar basit bir çözüm önerisi olamaz.

Gündemde, ikramiyelerin ayrı ödeme olmaktan çıkarılması ve yüzde 10 ücret artışıyla maaşların içine alındığının söylenmesine yönelik bir hazırlık bulunduğu iddiası var. Öncelikle belirtelim; kapsamı ve şartları kesinleşmiş bir düzenleme metni henüz elimizde bulunmuyor. Ancak bu iddianın işaret ettiği hesap üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü “İkramiyenizi maaşınıza ekledik” açıklamasıyla dört ikramiyenin kaldırılıp yalnızca yüzde 10 artış verilmesi arasında, çalışanın cebini doğrudan ilgilendiren büyük bir fark var.

Aylık brüt maaşı 60 bin lira olan ve üç ayda bir, bir tam maaş ikramiye alan çalışan üzerinden hesaplayalım. Bu çalışan yılda 720 bin lira normal maaş, 240 bin lira ikramiye olmak üzere toplam 960 bin lira brüt gelir elde ediyor. İkramiyeyi kaldırıp maaşını yüzde 10 artırdığınızda aylık ücreti 66 bin liraya yükseliyor. Ancak yıllık toplam kazancı 792 bin liraya düşüyor. Yani aylık maaşı artmış görünürken yıllık gelirinden 168 bin lira eksiliyor.

Üç aylık dönemde de sonuç değişmiyor. Çalışanın mevcut düzende üç maaş ve bir ikramiyeyle aldığı 240 bin lira, yüzde 10 artışlı ve ikramiyesiz modelde 198 bin liraya geriliyor. Üç ay boyunca yapılan toplam 18 bin liralık artış, kaldırılan 60 bin liralık ikramiyenin yalnızca yüzde 30’unu karşılıyor. İkramiyenin kalan yüzde 70’i çalışanın elinden alınmış oluyor. Bunun yıllık toplam gelirdeki karşılığı yüzde 17,5 kayıptır.

Dolayısıyla kimse yüzde 10 artışı dört ikramiyenin karşılığı gibi anlatmasın. Dört tam maaş ikramiyeyi eksiksiz biçimde aylara dağıtmak için mevcut aylık ücretin yüzde 33,33 artırılması gerekir. Bu artışın da çalışana gerçek bir zam sağlamadığını özellikle vurguluyorum.

Şirket açısından yüzde 10’luk modelin ekonomik sonucu açıktır: Çalışanın yıllık brüt gelirinden eksilen tutar, şirketin ücret ödemelerinde azalma demektir. Böyle bir uygulama hayata geçirilirse çalışan başına oluşan fark, personel sayısıyla birlikte büyük bir tasarrufa dönüşebilir. Fakat bu tasarrufun kaynağı verimlilik artışı değil, çalışanın gelirindeki düşüş olur. Yönetimin başarısı, yıllardır ödenen bir hakkın azaltılması üzerinden ölçülemez. Tasarrufun kimin bütçesinden yapıldığı dürüstçe söylenmelidir. FON mağduru musunuz da çalışanın ikramiyesine göz dikip, orada kaybettiğinizi çalışanların ikramiyesinden düzelteceksiniz?

Tasarruf ihtiyacı varsa önce bütün harcamalar aynı ciddiyetle ele alınmalıdır. Yönetim giderleri, ihtiyaç duyulmayan kadrolar, organizasyon yapısı, temsil harcamaları ve sponsorluk tercihleri de bu değerlendirmenin içinde bulunmalıdır. Çalışanın ikramiyesini tartışmaya açan bir yönetim, kendi giderleri konusunda da hesap verebilmelidir.

İkramiye birçok çalışan için yıllık bütçesinin ayrılmaz parçasıdır. Kira, eğitim gideri, kredi taksidi ve biriken ihtiyaçlar bu gelir hesaba katılarak planlanır. İkramiyenin kaldırılması demek, bir ailenin aylar öncesinden yaptığı hesabı da bozacaksınız demektir.

Çalışanlardan muvafakatname alınacağı ve imzalamayanların iş akitlerinin feshedileceği de iddialar arasında bulunuyor. Bu konuda yönetimlerin açık bir açıklama yapması gerekiyor. İnsanları işlerini kaybetme endişesiyle gelirlerinden vazgeçmek arasında bırakacak bir yaklaşımı kabul edilebilir bulmuyorum. Çalışanın önüne konulan belgenin neyi değiştirdiği, yıllık kazancından ne götürdüğü ve gelecekte hangi sonuçları doğuracağı açıkça anlatılmalıdır. İnsanların geçim kaygısı, bir düzenlemeyi kabul ettirmenin aracı haline getirilmemelidir. THY iştiraklerine Hedef 12’de dayattığı onamı bu konuda da dayatacaksa iş barışı külliyen bozulur.

THY ve iştiraklerinin yönetimlerine çağrım şudur: Böyle bir hazırlık yoksa açıkça söyleyin; varsa bütün şartlarını ve hesabını çalışanlarla paylaşın. Dört ikramiyenin karşılığını eksiksiz vermeden “Maaşınıza ekledik” demeyin. Mevcut yıllık kazancı koruyan aktarımı da yeni bir zam gibi sunmayın. Bu şirketleri büyüten insanların emeğine ve ailelerinin geçimine karşı sorumluluğunuz var. Çalışanın ikramiyesine uzanmadan önce, tasarruf için kendi kararlarınızı ve harcamalarınızı gözden geçirin.

Bu arada; THY, THY Teknik’te, Turkish DO&CO’da da kaldırın ikramiyeleri ondan sonra iştiraklere gelsin sıra. Onları kaldıramayacağınıza göre iştiraklere de dokunmayın. Onları kolay lokma görmenizin sebebi sendikasız olmaları olduklarını bilmediğimizi sanmayın.

İşte HAVA-SEN, sana fırsat. Bir dolu şirket var. Onlardan birinde söz sahibi ol, biri için yetki al ondan sonra seni avuçlarımın içi patlarcasına alkışlayacağım. Hazıra konmak kolay.  Bir sendika başkanı olarak masa başından THY çalışanlarına çağrı yapmak, sosyal medyadan TSS ve TGS çalışanlarına yüklenmek yerine bizzat sahaya git, çalışanlarla yüz yüze görüş, sorunlarını dinle ve onları ikna ederek sendikana üye olmalarını sağla.

Hadi buyur!

Tasarrufu Çalışanın Cebinde Aramayın…

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000