Yeni bir haftaya daha başladık.
Kimi gökyüzüne bakıyor.
Kimi önündeki faturaya.
Kimi gelecek planları yapıyor.
Kimi günü kurtarmaya çalışıyor.
Biz de her zamanki gibi havacılığa, turizme ve memleketin gidişatına bakıyoruz.
***
Türk Hava Yolları, tarihinin en uzun uçuşuna hazırlanıyor.
İstanbul'dan Sydney'e...
Yaklaşık 19 saat.
Bir düşünün...
İstanbul'dan kalkacaksınız.
Uyuyacaksınız.
Film izleyeceksiniz.
Kahvaltı edeceksiniz.
Bir daha uyuyacaksınız.
Hâlâ uçuyor olacaksınız.
THY, Airbus ile birlikte A350-1000ULR projesi üzerinde çalışıyor.
Daha fazla business class.
Daha fazla konfor.
Daha fazla menzil.
Daha fazla prestij.
Doğrusunu söylemek gerekirse hedef güzel.
Hatta çok güzel.
Ancak havacılık sektöründe kağıt üzerindeki planlarla gökyüzündeki gerçekler bazen farklı olabiliyor.
Bu nedenle heyecanlanıyoruz ama ayaklarımızı da yere basıyoruz.
Bekleyip göreceğiz.
Umarım başarıyla gerçekleşir.
Çünkü Türk Hava Yolları'nın dünya ligindeki yeri ne kadar güçlenirse, Türkiye'nin markası da o kadar güçlenir.
Corendon Airlines...
Sessiz ama istikrarlı büyüyen şirketlerden biri.
Şimdi de Düsseldorf-Curaçao hattını açıyor.
Karayipler kolay pazar değil.
Rekabet yüksek.
Maliyet yüksek.
Risk yüksek.
Ama cesaret de gerekiyor.
Corendon'un attığı bu adımın başarıyla sonuçlanmasını gönülden isterim.
Çünkü havacılıkta büyüyen her Türk markası aslında hepimizin ortak gururudur.
Başarı başarıyı getirir.
Corendon'un başarısına yeni başarılar eklemesi sektör adına heyecan verici.
Gelelim turizme...
Açık konuşalım.
Alarm zilleri çalıyor.
Sadece otel fiyatları meselesi değil.
Restoran fiyatları meselesi de değil.
Sorun, ortaya çıkan algı.
Bugün Avrupa'da milyonlarca turist tatil planı yaparken önüne üç seçenek koyuyor:
Türkiye.
Yunanistan.
Mısır.
Ve artık sadece denize değil, ödediği paranın karşılığında ne aldığına bakıyor.
Eğer fiyat-kalite dengesi bozulursa insanlar bavullarını başka ülkelere götürmekten çekinmez.
Kimse kimseye mecbur değil.
Turizmde "nasıl olsa gelirler" dönemi çoktan kapandı.
Bu nedenle sezonun tam ortasına gelmeden otellerin de restoranların da biraz durup aynaya bakması gerekiyor.
Turist kaybetmek kolaydır.
Geri kazanmak yıllar sürer.
***
Geçtiğimiz günlerde gelen yorumlardan biri dikkatimi çekti.
Bir okuyucu beni Yılmaz Özdil'e benzetmiş.
Hakaret mi?
Asla.
Tam tersine.
Bunu gururla karşılarım.
Herkes aynı düşünmek zorunda değil.
Herkes aynı siyasi görüşü paylaşmak zorunda da değil.
Ama bir gerçek var.
Türkiye'de yıllardır öngörüleriyle, araştırmalarıyla ve kendine özgü kalemiyle geniş bir okur kitlesi oluşturmuş bir isimden söz ediyoruz.
Katılırsınız.
Katılmazsınız.
Ama görmezden gelemezsiniz.
Gerçekleri eğip bükmeden yazabilmek kolay iş değildir.
Hele ki herkesin birbirine benzediği bir dönemde kendi sesinizi koruyabiliyorsanız, işte asıl mesele budur.
Ve son olarak...
Sevgili kardeşim Mehmet Genç...
2006 yılından bu yana sektörü yakından takip eden, havacılığın içinden gelen, birikimini yıllardır sessizce büyüten bir isim.
Artık AirportHaber'de köşe yazılarıyla da okurlarla buluşacak.
Kendisini uzun yıllardır tanıyorum.
Bilgisini de emeğini de biliyorum.
Bu yüzden içtenlikle tavsiye ediyorum.
Takip edin.
Okuyun.
Eleştirin.
Katılın ya da katılmayın.
Ama okuyun.
Çünkü sektörün yeni seslere, yeni bakış açılarına ihtiyacı var.
Buradan bir kez daha başarılar diliyorum.
Kalemin keskin olsun kardeşim.
Okurun bol olsun.
***
Gökyüzünde uçaklar...
Yeryüzünde hesaplar...
Hayat devam ediyor.
Biz de yazmaya devam edeceğiz.
Serdar BAŞAĞAĞOĞLU
Yorumlar