THY, TGS, TSS başta olmak üzere çalışanlar hüsrana uğramış gibi hissediyor kendilerini. Mesajların ardı arkası kesilmiyor. Bu mesajların özü “Senden başka çalışanların hakkını savunan yok” İşte bu söz benim omuzlarıma çok daha fazla yük bindiriyor.
Bir uçağın gövdesine yüz bin çalışanın fotoğrafını nakşetmek kolay iş değil. Türk Hava Yolları’nın hayata geçirdiği bu çalışma, mesajı güçlü, fikri parlak, niyeti ilk bakışta alkışı hak eden bir adım. “TK Aile” söylemi üzerinden kurgulanan bu yaklaşım, kâğıt üzerinde bakıldığında kurumsal aidiyeti güçlendirmeyi hedefliyor.
Bir uçağın gövdesine 100 bin çalışanın fotoğrafını nakşetmek kolay bir iş değil. Mesajı güçlü, fikri güzel, niyeti kıymetli.Aynı şekilde TK Aile yaklaşımı da öyle.
Türk Hava Yolları kabin memurlarının üniformalarına taktığı Atatürk rozeti ya da Türk bayrağı bugün bir “disiplin konusu” hâline getirildiyse, burada konuşmamız gereken şey bir metal parçası değil, kurumsal aklın nerede durduğudur.
Size öyle şeyler açıklayacağım ki aklınız duracak. Bu bir iddia yazısı değil; belgelerle, kayıtlarla ortaya konulmuş bir sistemin nasıl işlediğini anlatan bir yazı. Bir havayolu şirketinin nasıl sessizce ve düzenli şekilde zarar ettirildiğini okuyacaksınız.
Bazen tek tek bakıldığında makul görünen kararlar vardır.Ama yan yana konduğunda insanın zihninde bir soru işareti bırakır.Türk Hava Yolları’nın Arnavutluk’la ilgili son iki kararı da tam olarak böyle. Buna “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” denir.
Geçtiğimiz hafta içinde yaşanan Pegasus divert olayı hâlâ akıllardaki yerini koruyor. Zira öyle bir haber sunuldu ki saç/baş yoldurur cinstendi. Şimdi sizlere hep olayın gerçeğini yorumlayacağım hem de olması gerekenleri anlatacağım.
Türk Hava Yolları’nın son dönemde kabin memurlarına uyguladığı yöntem öyle bir noktaya geldi ki, iş akdi feshedilirken kurulan cümle bile başlı başına bir taktiğin parçası.
THY’de raporluyken işten çıkarılan kabin memurlarının yaşadıkları artık bir kurum hatası değil, bir insanlık meselesidir. Hatta daha da ötesinde vicdansızlığın ete kemiğe bürünmüş hali.
Binali Yıldırım dönemi ne güzeldi. Havacılıktan anlamasa bile, bir bilene soruyordu. İşte o zamanlar gökyüzü gururumuzdu, şimdi uyarı ışıkları yanıyor. Emeğin hakkı yerde, adalet irtifa kaybediyor. TEC’teki grev, sessizliğe karşı yükselen son ses olabilir.
Bir ülkenin vizyonu bazen gökyüzünde gizlidir. Atatürk Havalimanı, o vizyonun ta kendisiydi. Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı, milyonlarca yolcunun ilk nefes aldığı, son vedasını ettiği yerdi.
THY – SGK – Hukuk hattında ayrıcalık, çifte standart ve kabin personeline büyük haksızlık. Kokpit, girdi/çıktı ile hiçbir şey olmamış gibi işine devam ederken aynı ayrıcalık kabine tanınmadı.
Türk Hava Yolları’nda bitmeyen bir sessizlik yerini aksiyona bırakacak gibi. Skandalın ortaya saçılmasının üzerinden günler geçti ama yankısı hâlâ koridorlarda dolaşıyor. Bir pilotun ihanetiyle başlayan süreç, şimdi yöneticilerin vicdanını yokluyor.
Geçen hafta yazmış olduğum “Gümrük Online mı, Offline mı” oldukça çok tepki aldım. Bu kadarına “pes” demek lazım. Küfürlerde “Ne ölmüş anam kaldı ne de ölmüş babam” Ben bunların bir pilot olduğunu, bir kabin olduğunu düşünmüyorum. Sadece ahlaksız birer zındık olduğunu düşünüyorum.
Türk Hava Yolları’nda 330 yardımcı kaptanın oluşturduğu bir WhatsApp grubunda dönen konuşmaları dün X hesabımda yayınladım. Kendi gözlerinizle gördünüz: Mesajlar net. Sorulan soru şu: *“Gümrük online mı, offline mı?”*
Türk Hava Yolları’nda günlerdir konuşulan skandal, aslında bir pilotun basit bir “yasak aşk” hikâyesi değil; koca bir camiaya atılmaya çalışılan çamurun hikâyesidir.
Bir kez daha gördünüz mü sahipsiz olduğunuzu ve hep böyle olacaksınız. Makamda iseniz kapınızda size yağ çekmek üzere geleni çok görürsünüz. Ama sivil hayata döndüğünüzde yüzünüze bakan olmaz. Bunu bir kez daha net olarak anladım.
THY Yönetimi tarafından planlanan “TK Kampüs” haberini hafta içi vermiştik. Ama perde arkasını yazmamıştık. Zira habere yorum katmamaya özen gösteriyoruz. Bize aktarılanı kendi yorumumuzla yazmamız gerekiyor. Ayrıca bir engelliden daha mail geldi. Onu da yazımın sonuna ekleyeceğim.
Önce bana gelen bir maili paylaşacağım. Sonra neden bu ve bunun gibi mobbing gören, sesini duyuramayan çalışanların sesi olacağım. Yetmedi özel iletişim kanallarından gelen bilgileri sizin adınıza ve sizin için sorgulayacağım.
Hepiniz başıma gelenleri biliyorsunuz. Bilmeyenler de az çok tahmin ediyordur. Ülkede hukuk tanımazlığın geldiği boyutu da görüyorsunuz. Peki ne yapacağız? Reis’ten çok Reislik yapanlara karşı nasıl bir mücadele yürütebiliriz! Evet, artık karar verdim susmayacağım.
Gerçekten öyle bir duruma geldik ki insanlar neredeyse kendi adını inkar edecek durumda. Utanmasalar “Benim adım Ahmet, benim adım Yahya” diyecekler. Bu kadar mı korkuyorsunuz kardeşim? Yazıklar olsun.